4 Mar 2014

yazmazsa ölecek hastası.

aslında ev temizlemek de bi çeşit meditasyon..

bir çocuğa edilebilecek en büyük ayıp, ona "yaramaz" demek. çocuklara sakın öyle demeyin. illa bir şey söyleyecekseniz "uçarı" diyin. çünkü onlar sadece uçmak istiyor bazen..

son günlerde en çok "Bilal'e anlatır gibi anlatmak" deyimine gülüyorum. sahip çıksak da kalsa bu böyle sonraki nesillere..

"history" kelimesinin "his story" tamlamasından geldiğini öğrendiğim andan beri resmi tarihten ve cinsiyetçilikten daha da nefret eder oldum..

keşke bu yaz bi festival olsa, sevdiğim gruplar gelse, hatta çadırda uyusam..

çünkü 21 Mart'ta Nouvelle Vague geliyor (İstanbul'a) ve ben gidemiyorum.. :/

bir ay içinde üç Emrah Serbes kitabı bitirip bir de Behzat Ç. filmi izlemem abartmak değil de nedir?

bir kere de böyle Sabahattin Ali'ye takmıştım. on yedi yaşındayken. elime geçen ilk kitabı öyle bi sarsalayıp yere devirmişti ki beni kalkabilmek için tüm kitaplarını okumam gerekmişti ve bu, dolu dolu bir mart ayımı almıştı. o ara "evden istemediğim sürece çıkmamak gibi bir lüksüm" olduğunu ise şimdi fark ediyorum. böyle aydınlanmanın ağzına köpekler sıçsın.

"ruh eşiniz hangi yazar?" diye bi test çözdüm, Oğuz Atay çıktı.. birbirimize bile tutunamazdık biz onunla, isabet olmuş.

yeni insanlarla tanışmadığın, her gün aynı insanlarla çalıştığın ve bu insanların kendilerini bir gıdım olsun değiştirmediği bir yerde çalışmak çok kötü. ama işin içinde çocuklar varsa o başka. çünkü "her insan bir dünya"dır sözünden de ziyade her çocuk her gün bambaşka bir dünya olarak sürdürüyor gelişimini. ve buna "oradaki" en yakınları olarak şahit olmak tarifi imkansız, müthiş bir deneyim.

eylül-ekim gibi sınavsız ikinci üniversite olayına gireceğim galiba. ama hangi bölüm hâla bilmiyorum. 

bu arada klavyede şapkalı a (â) yapmayı öğrendim az önce. shift+3 yapıp sonra harfe basınca şapkalı oluyormuş. bunu da buraya koyayım ki unutmayayım.

16 yaşındayken mi ne, Karga diye bir adam vardı İstiklal'de gezinen. barın birinde, komün halde otururken okuduğum kitaba bakmak istedi. uzatırken içinden daha önceden yazdığım ve sonrasında ayraç olarak kullandığım yazı düştü. okudu, çok beğendi. sonra çıkardığı fanzine yazmamı istedi. sanırım bir beş sayı falan yazdım ama gerizekalı ben! hepsini kaybettim o fanzinlerin sonra. işin kötüsü fanzinin adını bile hatırlamıyorum şimdi. 

bu satırları okuyan ve şu sitenin neden aktif olmadığına vâkıf olan varsa (evet â yapmayı öğrendim ve bokunu çıkarmak hakkım.) bi söyleyebilir mi sebebini?  bkz: prensese mektuplar
hayır başka bir adreste devam ediyorlarsa bileyim. (üzgün surat)


allah sizi inandırsın yarın yine altı buçukta kalkmak zorundayım. gideyim de yatayım bari ben. 

son olarak: rabbim kimseyi lisa minelli usulü selfiyle sınamasın. 



bu da yazının şarkısı 


gudnayt evribadi si yu suun..

4 yorum:

süveyda dedi ki...

Dilimi eşek arısı soksun ben bazen diyorum yaramaz Yiğit'e! :( Ve sen yazınca fark ettim evet kesinlikle uçmak istiyor. Sürekli bugünlerde anne insanlar uçabilir mi diye soruyor uçamaz deyince oturup ağlıyor. Geçen gün de kollarına mandalla havlular tutturduk kanat niyetine 'uçmacalık' oynadı gerçekten uçtuğunu hissettim öyle mutlu oldu ki :) Biz büyükler çok salağız bence! Büyümek bir insanın başına gelen en kötü şey...

süveyda dedi ki...
Bu yorum yazar tarafından silindi.
SonikPanik dedi ki...

Ona Martı Jonathan hikayesini anlattın mı? Çok seveceğini düşünüyorum. :)

Ponti dedi ki...

Şarkıya ölürüm.
Ve sırf bunu yazmak için yorum yazıyorum. Evet.

Follow this blog with bloglovin

Follow on Bloglovin
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...