23 Şub 2014

size biraz istanbul'u anlatayım..

ömrümün geçtiği istiklal caddesi'ni hiç böyle görmemiştim. bir saatten sonra iyice şantiye haline dönüşüyor. aynı anda bu kadar çok binanın aynı anda yerle bir edildiğini de ilk kez gördüm. çoğumuzun evinden daha sağlam olduğuna adım gibi emin olduğum binaları yıkıyorlar "tehlikeli" diyerek. hadi ordan! o binaların sizin salyalarınızı akıtan rantı yok bu halde, hepsi bu. bir de sokakları bu kadar yavan, masa sandalyesiz göreli sanırım bir 10-15 sene olmuştur.. caddenin ruhunu alışveriş merkezleri ele geçirmiş resmen, gözüme inanılmaz yabancı geldi her yer.. yürürken içimden iş makinalarına doğru "dağılın lan!" diye nara atmak geldi..  allah belanı versin misbah! 

meydan desen ayrı bir kafa. bırak taksim'i, kendimi hiç bu kadar büyük ve boş bir yerde bu kadar sıkışmış hissetmemiştim. 

yolun altından geçen koca koca tüneller, tünellerin içinden geçen bilmem kaç şerit yollar, taksiyle bekar sokak'tan beşiktaş'a çıkabilmek için bu tünellerden geçmeye mecbur olmak.. senin de allah belanı versin kadir!

dolmabahçe desen hiç girmeyeyim, koskoca inönü yok! beleştepe de yok! o yüzden sarı dolmuşta taksim'e tırmanırken kafamı neyse ki hala duran itü merdivenleri'ne çevirdim ikinci üçüncü geçişlerde. yüreğim dayanmadı daha fazla bakmaya.

annemin yaşadığı ve benim hiç bilmediğim yaka ise hep sıkıcı, hep yabancı. o kısımlardaki değişikliği fark edecek kadar hakim değilim konuya ama cehennemin dibi olduğu kesin. neyse ki yakında oradan taksim sarı dolmuşlarının çalışma ihtimali varmış. (dua dua dua...)

çiko'nun istanbul'u bilmediğine ilk kez bu gittiğimde ayıktım. 1 kilo daha eksik olsaydı uçakta kabine alabilecektim onu ama kısmet değilmiş. tanrım esirgesin de mecbur kalmadıkça onu bagaj kısmına vermem asla! çok kötü öyküler var çünkü bununla ilgili duyduğum. yovv novv! ama çok isterdim onunla istanbul'un bi parkında coşmayı. 

hani daha önce burada "entre les trous de la memoire/hafızanın boşluklarında" ile aramızdaki derin aşktan bahsetmiştim. anne kıyağı / ev hediyesi olarak salonumuzda asılı şimdi. koskoca tabloyu (90x120) getiremeyeceğimiz için tahtalarını değil sadece kanvasını bez olarak alıp, rulo kartonda getirmeyi başardık sağ salim. halep pasajı'nın giriş katındaki dükkandan aldık, tükkancı abi güzel indirim yapıp daha da güzel ilgileniyor haberiniz olsun. 

aklıma daha fazla yazacak şey de gelmedi şimdi.. 

bir de bir pazar öğleden sonrası en iyi ne yapılır diye düşünüp PJ20 belgeselini izlemeye karar verdim bugün. ne zamandır aklımdaydı ve iyi ki de izledim. çok acayip şeyler geldi gözümün önüne maziden. (yaş 31, artık mazi sözcüğünü kullanabilirim)

bu da yazının şarkısı:

ne güzel konser öyle, şarkı zaten bi tane 


Hiç yorum yok:

Follow this blog with bloglovin

Follow on Bloglovin
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...