19 Oca 2014

"evet biraz ürkekçe ama bir o kadar da özgürce.."

bir zamanlar kendimi en rahat hissettiğim yerlerden biri, ortaokulda gittiğim gitar kursunun olduğu binaydı. bir kere tanıdığım, bildiğim her yere çok yakın, hepsinin ortasında bir semtteydi. ortaokuldaki bir çocuğun bildiği semtte olması her zaman güvende hissettirmez mi? ayrıca o binada babamın bir sürü arkadaşı vardı. kursta sevdiğim ya da tanıdığıma sevindiğim insanlar vardı. mesela kendisine gidip "abi şimdi ben gitar çalcam ya, e peki sence ben ne dinlemeliyim?" diye sorduğum soruya "sen git bir kaç eric clapton kasedi al abicim gitarın nasıl çalınması gerektiğini öğrenmek istiyorsan, git onları dinle" diyen bir gitar hocam vardı. dediği gibi yapıp aldım kasetleri ama 12 yaşında bebe ne anlar clapton'dan. sonra utana sıkıla gidip "abi sen bana bunu dinle dedin ama ben çok sıkılıyorum" dedim bir gün. tuncay abi aşağı baktı yukarı baktı, ne dese bilemedi sanırım. sonra da " bak nirvana diye bir grup var, git onu dinle bari. en azından gitarın nasıl çalınmaması gerektiğini öğrenmiş olursun.." deyip yolladı beni. 
bi kasetçi vardı o zaman, o semtin en işlek yeri belki de..  gittim dedim "ben nirvana albümü almak istiyorum." satıcı çocuk "buyrun" dedi "bu taraftan" ve beni üstünde grunge yazan bir reyona doğru yürüttü. ama tabi ben sırtımda boyumdan büyük gitarla rahat hareket edemediğimden, tam bi gerizekalı gibi bi döndüm bütün kasetler yere devrildi. eğileyim de toplayayım derken gitarın sapı da kafama çarptı eğildiğim gibi. zaten kış günü, üstümde koca bi gocuk.. çocuk da sağolsun yardım etmeye çalıştıkça ben iyice utanıp mal mal dönüyorum kendi etrafımda. bu anlattığım sanırım bir dakika sürmemiştir ama bana sorsan ömrümü verdim ben orda.. neyse, az bi dengemi falan sağlayıp kafayı doğrulttuğumda çocuğu devirdiğim nirvana kasetlerini dizerken buldum. "hangisini istersiniz?" diyen çocuğa albümlerin isimlerini bilmediğim için cevap da veremedim. tam o anda kasetlerden biri ilişti gözüme. kapağından çok etkilendim. bunu ve bunu dedim ve anca iki haftada falan biriktirebildiğim iki kaset parasını kasaya apar topar ödeyip çıktım dükkandan.. ve aradan yıllar geçti..

gitar kursuna devam etmedim, gitarı da bir iki tıngırdatsın diye birine verdim geri getirmedi bir daha.. ama evimden istiklal'e gittiğim her gün o binanın önünden geçtiğimde hep gülümseyerek baktım otobüsün camından. şimdi belki edebi olsun diye böyle yazdım sanıyorsunuz ama değil.. o bina benim için ergenliğimde kendimi güvende hissettiğim ilk yerdi.. mesela o yıllarda asansöründen korkmadığım tek binaydı o bina. çünkü hem iskeleti bile görünen o eski usul asansörlerdendi hem de o binada beni kurtaracak çok kişi vardı.. 

işte böyle yıllar yılı hep otobüs camından gördüğüm, ya da kapısının önünden geçerken kapısına kimseye hissettirmeden selam çaktığım o apartmanı bir gün televizyonda gördüm. babamla tv izliyorduk, kahve yapıp yeni oturmuştum koltuğa. uzaktan ne olduğu anlaşılmayan bir karede. ekranın altında büyük harflerle "SON DAKİKA" yazıyordu. onun da altındaki yazıda açıklaması.. 

"ERMENİ GAZETECİ HRANT DİNK AGOS GAZETESİ'NİN ÖNÜNDE SİLAHLI SALDIRIYA UĞRADI". 

babamla anlamaya çalıştık ne olduğunu. ikimiz de içimizden "ölmemiş olsun, lütfen ölmemiş olsun" diye geçiriyorduk. spiker yaşamını oracıkta kaybettiğini söyledi. gözüm sebat apartmanı'nın kapısındaydı ve sonra fark ettim yerde yatan hrant dink'i.. buz gibi yerde.. dönüp babama baktım. gözünden bi damla yaş aktı babamın, farkında mıydı bilmiyorum ama bana dönüp "biliyo musun bizim oralıydı" o da dedi.. "ben onu istanbullu sanıyordum" dedim. kafasını televizyona çevirdi "ne farkeder" dedi. ikimiz de sustuk.. 

sonra öğrendim aslında bizim oralı da değilmiş.. ama ne farkeder..

en kötüsü çaresizlik, en kötüsü ocağın 19unda yerde yatıyor diye üşüyeceğini düşünmek, en kötüsü bir zamanlar kendimi en güvende hissettiğim apartmanın,  çok büyük ihtimalle onun da kendini en güvende hissettiği yerken böyle olması, en kötüsü o günden sonra sebat apartmanının değil önünden geçmek utançtan, tarafına bile bakamamak.. en kötüsü arkasından acıyla "sevgilim" diyen kadının koynundan ayrılmak, en kötüsü bir bebekten katil yaratan karanlık.. en kötüsü ne farkeder.. hepsi kötü.. çok kötü..

ne söylesem bilmiyorum.. ama kalbinize kötülük sokmayın be insanlar..

"..Bu dava kaç yıl sürer, bilemem. 


Bildiğim ve beni bir miktar rahatlatan gerçek şu ki, hiç olmazsa dava bitene kadar Türkiye’de yaşamaya devam edeceğim. 
Mahkemeden lehime bir karar çıkarsa kuşkusuz çok daha sevineceğim ve bu da demektir ki artık ülkemi hiç terk etmek zorunda kalmayacağım. 


Muhtemelen 2007 benim açımdan daha da zor bir yıl olacak. 
Yargılanmalar sürecek, yeniler başlayacak. Kimbilir daha ne gibi haksızlıklarla karşı karşıya kalacağım? 
Ama tüm bunlar olurken şu gerçeği de tek güvencem sayacağım. 


Evet kendimi bir güvercinin ruh tedirginliği içinde görebilirim, 

ama biliyorum ki bu ülkede insanlar güvercinlere dokunmaz.

Güvercinler kentin ta içlerinde, insan kalabalıklarında dahi yaşamlarını sürdürürler. 

Evet biraz ürkekçe ama bir o kadar da özgürce.." HRANT DİNK / 7 ocak 2007 


bir de bunu dinleyin. arto abisine yazmış, biz de abimize dinledik..

Hiç yorum yok:

Follow this blog with bloglovin

Follow on Bloglovin
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...