7 Oca 2014

başlığı "aslında yorgunluktan ölüyorum" olan yazı

ara sıra lady gaga olasım gelmiyor değil. geliyor. ama sonra hemen vazgeçiyorum.  şovbiznıs bana göre değil.

istanbul'un en ama enn çok konserlerini özlüyorum.. 

arkadaşlarımın içinde ne çok kitap yazan var, geçen gün de bunu fark ettim.

ilkokuldayken sınıftan bi arkadaşım, burnunu karıştırırken parmağını yanlışlıkla beynine sokan çocuğun hikayesini anlatmıştı da ne korktuyduk.

5harfliler basılı yayın olarak da çıksa keşke. hatta böyle aylık sanat dergileri gibi, harita metot defter formatında. okuyup okuyup, kitaplığa dizsem sonra baştan okusam falan.. 

hiç sevmediğim biri ile aynı şarkıyı seviyorsam ayyy o içim nasıl acıyo, ay nasıl salak salak dertleniyorum. anlatmam mümkün değil.

düşündüm de uzun zamandır, 'hiç sevmediğim' biri de yokmuş. erdim ben.

yeni keşfettiğim ve gerisin geri okumaya başladığım iki blogdan biri fermina daza diğeri de ev anası. bence siz de okuyun. 

çiko'nun kulağında sivilcemsi bir şey çıktı sonra biraz bekleyelim dedik şimdi gitgide beyaz bi haleye dönüşüyor. sanırım mantar oldu yine. doktora götürmem lazım. benden çok doktora gittiği bi gerçek.bu arada annemin sonsuz ısrarları sonucu şubatın ilk günü istanbul'a gidecek olan ilk uçağa bilet almış bulunmaktayım. çiko'yu bu kez de arnin'in annesine bırakıyoruz. allahtan kadın köpek sever bi kişiymiş. 

geçen gün bir dolu insan kalktık tiyatroya gittik. oyunun başlamasını beklerken yanımdaki kemalist öğretmenin gözlerini bi yer dikmiş halde "ay şeytan diyo, kalk şunun kafasındakini yere çal" dediğini duyup kafamı o yöne çevirdim. türbanlı ve kotlu bir kız gelenlere yer göstericilik yapıyordu. dönüp dönüp bir daha baktım sonra. ne vardı ki bunda. en fazla 20-21 yaşında bir genç kız, torun torba sahibi, hem nene hem de öğretmen olmasından kelli gayet hümanist olması gereken bir insanı nasıl bu kadar çirkinleştirebilirdi! "o da öyle seviyor hocam, öyle istiyor belli ki" dedim. "ayy yok ben hiç sevmiyorum" dedi cık cıklamaya devam ederek.. bir de suratıma baktı baktı, "ay senden hiç beklemezdim bunu mu koruyorsun şimdi" dedi bana. he nenem he, mini etek giyiyoruz diye toplaşıp türbanlı dövüyoruz biz hobi olarak. allah bütün faşist kafaları ıslah etsin. (tam bu kısma bir nur serter fotosu koyacaktım ama blogumu kirletmemeye karar verdim)

bulunduğum memleket türkiye'yi hiç aratmıyor maşallah 3 haftada benzine 5 kez zam geldi. her sabah işe giderken arnin bey'im beni ve çok sevgili iş arkadaşım pikaçu'yu işe bırakıyor ve o esnada radyodan sabah haberlerini dinliyoruz. artık sabah eğlencemiz, benzine zam var mı yok mu diye bahse girmek resmen. niye çalışıyoruz bilmiyorum ben artık. 

bu arada artık nasıl bi kapitalist sistem köpeği olduysam, canım çalışmaktan çok sıkılınca hesap makinesini açıp mezun olduğumdan beri kaç para kazandığımı hesaplıyorum. sonra da o parayla neler neler aldığımı düşünüp, çalışma isteğiyle doldurmaya çabalıyorum kendimi.. bi nevi şarzz..

hayatımın hiç bir döneminde ehliyetim olsun, araba kullanayım gibi bir tutkum olmadı. tutkuyu bırak içimden bile gelmiyor. sadece abimle eskiden mesela böyle ekşınlı, korkulu morkulu filmler izlerken, hani kahraman, sapık katilden kaçıyordur da en sonunda evden koşarak çıkar ve kapının önündeki aracına ulaşşıp vırrnn vırrnn diye aniden kaçmayı başarır arabayla. işte bi o zaman derdik "bak ehliyet şart!" neyse ama onun dışında hiç aklıma gelmez araba kullanma gerekliliği. demin nette dolanırken gördüm zaten bana ehliyet vermezlermiş. bende göz tembelliği var çünkü. bir gözüm %100 görürken diğeri "banane yeaa o çalışıyo nasıl olsa, ne kascam kendimi" diyerek %40 görüyor. işte öyle olunca vermiyollarmış. düz ayakkabıyla yürürken durduk yere düşebilme yeteneğimin yanına bunu da yazmış oldum böylece.
"sol gözümle sağdaki gibi görürken onu kapayınca sağ gözümle soldaki gibi görüyorum" isimli görsel
bu aralar yemek yemeyi sevmiyorum. yani oturup öküz gibi yiyorum ama bence bu tamamen bir alışkanlık. acıkıyorum diye de yiyor olabilirim tabi ama nasıl desem, zevk almıyorum bence bu işten. işte artık alışkanlık mı mecburiyet mi bilemiyorum. zaten 9 insan ve 2 köpekle, epey de eğlenerek kutladığımız yılbaşı akşamı mide mide değil mamak çöplüğüne dönmüştü. 

bir de aynı gecenin sofrasına eşlik eden dünyalar güzeli ayva şarabı için betunoir hanımıma buradan bin defa daha kokulu öpücüklerimi yolluyorum. ta şirince'den denizler ötesi bir memlekete şaraplar yollayan ellerinden hasretle sıkarım. 

solda olmasını istediğim, sağda ise olduğum halin
 hallicesi. homeless style böyle bişi sanırım.
bütün ömrümün geçtiği istanbul'a nazaran çok daha bir sıcak olan bu şimdi yaşadığım memlekette aslında gayet feyşıngörl havalarıyla dolaşan bir kız olmam gerekli benim ama olamıyorum allah kahretsin. yıllar geçtikçe daha da üşüyorum. ben de istemez miydim v yakalı hafif dekolteli bluzumu, kuşlu kolyelerimle kombinleyeyim ha! ama olmuyor olamıyor. sırf bu üşüme halinden dolayı bütün kış boynumu ben bile banyodan banyoya görüyorum. boynumda koca şallar, sırtımda kabanla çoban gibi geziyorum resmen. bütün gün opak çoraplar içinde kalmaktan eve geldiğimde beceklerim kaşım kaşım kaşınıyor. burada doğalgaz falan da yok. klimayla ısınıyoruz ısınmasına evde ama o da bi yerimize kaçcak du bakalım.  

(bu arada allah vermiye, olur da big boss blogumu patlatırsan, sana iki çift sözüm var: üstümüzden milyorlar kazandığın o iş yerinde biz donuyoruz hacı amca. bi ara paraya kıyıp o klimaları tamir ettirsen çok iyi olur. )

zaten ne kadar ayılıp, bayılsam da topuklu ayakkabı giymeyi de beceremiyorum. markafoni'de falan görüp görüp aldım bi dünya ama artık almıyorum yemin ettim. yürümeyi falan beceriyorum da maximum 2 saat sonra ayaklarımın altı zom zommm. fankyuuu..

demin baktım da bir anda ne kadar çok şey yazmışım öyle. hadi yeter bu kadar, gideyim de biraz da sağa doğru yatayım. çünkü bir kış akşamısı yatmak en güzel şey.. 

kış ve şömüne temalı gif kıyağı


Hiç yorum yok:

Follow this blog with bloglovin

Follow on Bloglovin
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...