27 Ara 2013

noel yortusu

bugün işe gitmedim. hastayım. evde kalmazsa ölecek hastası. 
bir sürü şey yazasım var ama yazamam çünkü hepsi kafamın içinde düğüm düğüm. bazıları komikli, bazıları elem keder, bir kısmı bireysel geri kalan herkes-sel.. almanca şiir gibi oldu ama şiir sevmem ama şairleri severim. ahmet arif'le oturup iki tek atmayı çok isterdim mesela. ya da neşet ertaş'ın amcam falan olmasını. akraba olmadan yan yana gelmiş olsaydık saygıdan ağzımı açamazdım çünkü. amca daha samimi.

akşamları eve bi eve geliyorum dünya kadar olay olmuş, oturup onu izliyorum biraz. yemek yaparken bi yandan ayrıntıları dinliyorum tvden. bir gün bi haber geçecek "ülke yıkıldı, adını da değiştirdik" diye. şaşırmam. zaten bence artık ülkenin başbakanı, cumhurbaşkanı falan olmamalı. atasınlar bi müdür başımıza olsun bitsin. abartmaya hiç gerek yok.

kahrol kafir
her gün duyduğum haberler ayrı zaytung zaten. dün mesela bi grup vizyonu geniş genç arkadaş beyazıt'ta yanlarında getirdikleri noel babayı önce sünnet etmiş sonra da pıçaklamış. vallahi zaytung değil. haber de burada.
bunu mesela canlı canlı orada izleyemedim diye epey canım gitti. okumak ayrı da noel babanın sünnet edildiği kafalarla aynı havayı solumak falan. işte noel ruhu budur.. neyse uzatmayayım.

ya dışarıdayken zamanın geçmek bilmemesi ve evdeyken hemen gece olması ve  tatilin hop diye bitmesine ne diyeyim. fakşitbok diyeyim.

2013 de bitiyor a dostlar.. yine çok çalıştım, çok koştum çok yoruldum.. saçmalama tabi ki koşmadım, fıtratımda yok o benim.

bi de -de/ -da ayırmayı bilmeyen sevgili insanlar. bilmiyorsunuz diye tedbir olsun diyerekten bütün de/da'ları ayırmayın lan. o ayırmamaktan da beter. dönüp 3 kere okuyorum, bu ne anlatmak istedi şimdi diye. ya da sorun anlatayım bi ara. ayıp değil. bunu da aklıma gelmişken söyleyeyim. 

ayrıca şu an yazmaktan çok sıkıldım bir anda. sadece gitmeden bi şarkı bırakayım da dinleyin. 


ceylan ertem'in katletmemeyi başarabildiği nadir coverlardan. 
ki çok severim bu şarkıyı.

25 Ara 2013

hepinivyiıırtuollz!

her sene geleneksel olarak düzenlediğim 
"bu seneki 'hayali' yeni yıl balosunda ne giyeyim?" 
temalı yarışmamızda kazananı sahneye davet ediyorum. 
(‿♥)
ama tabi ben içime atlet giyeyim. ne olur ne olmaz.. :p


14 Ara 2013

cumartesisesi

bilmem burada çok bahsettim mi ama marina abramovic ile büyük bir aşk nefret ilişkisi içindeyim son yıllarda. daha doğrusu öncesinde büyük hayranlık beslediğim bu kadın bir ara şu yazıya denk gelmemle birlikte gözümde "ruhunu şeytana satanlar" listesine, ha girdi ha girecek durumdaydı. ama iş başka aşk başka içimdeki marina sevgisi bambaşka deyip onu (tuhaf bir suçlulukla da olsa) izlemeye hep devam ettim.

ulay ile yaptıkları o çok acayip performansları kaç kere izledim bilemiyorum. ve fekat artık nasıl bir gerzeksem şunu görmeden yaşayıp gidiyormuşum ben baya.. 


bir kadın olarak bazı günler daha hassas olduğum doğrudur
ama bu şimdi çekilmiş en iyi aşk filmi değildir de nedir!

13 Ara 2013

bir gün olur mu bilmem ama..


..çok uzun zamandır bana ait bir kitapçı dükkanım olsun istiyorum. istediğim saatte gideyim mesela. öyle diyorum ama soğuk bir showroom dükkan istemiyorum zaten. ev gibi olsun, içinde kahvemi de yapayım, arkadaşlarım gelsin sohbet edeyim onlarla bir yandan. kanepeden bir anda yatağa dönüşebilen bir ortamı olsun. sıkıldığımda kapısına "uyuyorum" yazan tabelayı asıp kitabıma gömülüp uyuyayım, çiko da etrafımda olsun, kanepede bir yerlerde.. uyanınca kapıyı açıp kedileri içeri alayım sonra.. boş vakitlerimde açıp kendi kitabımı yazayım.. bu soğuk, bol yağışlı, fırtınalı günlerde bile gidip açardım o dükkanı zevkle biliyorum. ama tabi bunun için altıda kalkmayayım. insan gibi bir saatte uyanıp hastayken işe gitmek, çiko'yu evde tek başına bırakmak zorunda olmayayım.. 

işte bu günlerde aklımdan en çok bu geçiyor..


8 Ara 2013

kahrolsun bağzı hastalıklar.

günlerdir hastayım. artık silmekten mi, içeride başka bir şeyler olduğundan mı bilmem ağzım burnum acıyor. perşembe günü yataktan "bitsin artık bu hafta" diyerek kalktım. sonunda bitti. ben de bittim ama. 

cuma akşamı acayip bir titreme geldi bana, sanki kova kova soğuk sular döktüler üstüme bir anda. öyle bir üşüme anlatamam. oturduğum yerden nasıl fırladım, yazdan beri kayıp olan klima kumandasını bir anda nasıl buluverdim ve bütün düğmelerine nasıl bastım bilmiyorum.. soğuktan bayılacak gibi oldum bir an. kucağında koca bir yorganla arnin beyim koştu geldi bir anda sardı sarmaladı beni. sonra kafayı yedirdiğim klima kumandasını kapıp ısıttı evi. sonra da mutfaktan elinde iki ayrı fincanla çıkageldi. birinde ıhlamur, diğerinde taylolhat.. dibini görmeyen benimkini görsün diye diye yuvarladım ikisini de hemen.. yaklaşık 10 dakika sonra ısınıp, yorganın altında çaktırmadan çoraplarımı bile çıkarabildim.. biraz internet gezintisi, bir kaç da kitap indirip uyuklamaya başladım ama bir anda kendime gelip kanepede uyuyakalmamayı başardım. gittim serin ama tertemiz yatağıma uyudum. uyumadan önce de bir şeyler okudum. siz de okuyun. 
sonra bütün hafta sonu öylece geçiverdi. sadece kanepede ve sadece net başında. sonra depresyonda olduğumu farkettim. bir süredir hiç bir şey yapmak istemeyişim, canımın bazen hiç bir şey hemen arkasından  da ballar börekler çekmesi, her sabah uyanırken sanki ağlayacakmışım hissi meğer bundanmış.. 

depresyonu sevmiyorum.. kışın gelmesini, beni bu kadar yormasını, tatile daha aylar olmasını da sevmiyorum.

tatil istiyorum, aylaklık hakkı istiyorum, çiko ve arnin beeyime sarılıp ile günlerce uyumak istiyorum, uzaktaki arkadaşlarım, bonbonum, abicanım yanımda olsun istiyorum.. umarım kısa sürer üzerimdeki bu ağırlık.. 

1 Ara 2013

günler günlerin ardından..

bu sıralar günleri günlerin ardına dizmekten başka pek bir şey yaptığım yok. genel bir tembellik hali içerisinde, hafta sonlarını evde bir o yandan bir bu yana devrilerek geçiriyorum.

geçen hafta artık zamanıdır diyerek yılbaşı ağacını ve süslerini saklandıkları delikten çıkardım. dün de bir kaç yeni süs aldım çok güzel oldu yine. keşke bütün sene evde ağaç olsa dedim içimden. yani böyle ışıklı fışıklı değil de evde ağaç formatında, boyu beni geçen  bir bitki istediğime eminim artık. sağolsun cücelerim sayesinde ev zaten çiçek bahçesine dönmüş durumda. güller, menekşeler vr arnin beyimin sürprizi mor orkideler.. bir yanda ışıldayan yılbaşı ağacım ve diğer yanda rengarenk canlı saksılarımla evim cidden çok güzel bu günlerde.. 

sadece uzun zamandır evin girişindeki (evin içi değil, apartman tarafı) boş duvar gözümü tırmalıyordu. ne yapsam ne assam falan diye karar veremezken sanırım koca bir darth vader stickerı istediğime emin oldum. ama uzun bir şey olmalı, ve sanırım o da şu yandaki oluyor. boyu 1.80 civarı bir tane buldum ebay'de. ingiltere'deki arkadaşlarımız da "evinize ne alalım gelirken?" diye soruyordu ne zamandır. sanırım bunu isteyeceğim onlardan..

işte böyle gayet ciddiyetsiz sıkıntılarım var çok şükür. bir de güzel olan; artık geçen seneki kadar zor geçmiyor iş hayatı denen zıkkım. sanırım kısa zamanda mesleki olarak yeterliliğimi arttırmaya başardım. bu durum da bana daha bir özgürlük ve hareket alanı sağladı. geçen sene beni en çok yoran şeylerden biri de yaptıklarımdan tam olarak emin olamamakmış onu anladım. şimdi yaptığımdan emin olduğumdan kafam "öyle mi yapsaydım, acaba böyle mi davransaydım" sorularından kurtulmuş oldu. bir de son zamanlarda birlikte çalıştığım insanlar ve işimi yargılama hakkına sahip herkesten inanılmaz güzel övgüler aldım. insan kendini yaptığı işte ne kadar iyi hissederse gerçekten daha da hızlı ve olumlu yönde ilerliyor. yani işte öyle..

hakan günday'la yaşadığım aşk nefret ilişkisine son günlerde bir halka daha eklendi bu arada. yeni çıkan kitabı "daha" şu an yastığımın altında ve bu sıralar her gece bana alegorik rüyalar gördürüyor. kitap yorumu yapmayı sevmediğim için elbette bir şey yazmıyorum ama gidin alın okuyun.

başka da yazacak şey bulamadım. hadi öps..

yok varmış.. bir de şu alttakini istiyorum eve. ama böyle en az 150x100 formatında olacak şekilde. bir duvar var çünkü evde ona ancak derinlikli ve büyük boyutlu bir resim gider. neredeyse bir yıldır o duvara resim arıyorum. girmediğim sanat sitesi, tablocu vs kalmadı ama yine aklım bunda.. ilk kez 16 yaşındayken beyoğlu liman'da görüp dakikalarca bakakalmıştım bu resme. bana yeniyıl hediyesi almak istersiniz falan diye adresi de buraya bırakayım ki ne kadar hayat kolaylaştırıcı  bir arkadaş olduğumu da bi yere yazarsınız.. 

" Entre les trous de la memoire" Dominique Appia, 

bir de madem yazının başlığı böyle oldu, aşağıdakini de söyleyen benim. yani hala daha bilmeyen, duymayan, dinlememiş olan varsa bilsin de şanım yürüsün diye.. saygılar..





Follow this blog with bloglovin

Follow on Bloglovin
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...