27 Ara 2013

noel yortusu

bugün işe gitmedim. hastayım. evde kalmazsa ölecek hastası. 
bir sürü şey yazasım var ama yazamam çünkü hepsi kafamın içinde düğüm düğüm. bazıları komikli, bazıları elem keder, bir kısmı bireysel geri kalan herkes-sel.. almanca şiir gibi oldu ama şiir sevmem ama şairleri severim. ahmet arif'le oturup iki tek atmayı çok isterdim mesela. ya da neşet ertaş'ın amcam falan olmasını. akraba olmadan yan yana gelmiş olsaydık saygıdan ağzımı açamazdım çünkü. amca daha samimi.

akşamları eve bi eve geliyorum dünya kadar olay olmuş, oturup onu izliyorum biraz. yemek yaparken bi yandan ayrıntıları dinliyorum tvden. bir gün bi haber geçecek "ülke yıkıldı, adını da değiştirdik" diye. şaşırmam. zaten bence artık ülkenin başbakanı, cumhurbaşkanı falan olmamalı. atasınlar bi müdür başımıza olsun bitsin. abartmaya hiç gerek yok.

kahrol kafir
her gün duyduğum haberler ayrı zaytung zaten. dün mesela bi grup vizyonu geniş genç arkadaş beyazıt'ta yanlarında getirdikleri noel babayı önce sünnet etmiş sonra da pıçaklamış. vallahi zaytung değil. haber de burada.
bunu mesela canlı canlı orada izleyemedim diye epey canım gitti. okumak ayrı da noel babanın sünnet edildiği kafalarla aynı havayı solumak falan. işte noel ruhu budur.. neyse uzatmayayım.

ya dışarıdayken zamanın geçmek bilmemesi ve evdeyken hemen gece olması ve  tatilin hop diye bitmesine ne diyeyim. fakşitbok diyeyim.

2013 de bitiyor a dostlar.. yine çok çalıştım, çok koştum çok yoruldum.. saçmalama tabi ki koşmadım, fıtratımda yok o benim.

bi de -de/ -da ayırmayı bilmeyen sevgili insanlar. bilmiyorsunuz diye tedbir olsun diyerekten bütün de/da'ları ayırmayın lan. o ayırmamaktan da beter. dönüp 3 kere okuyorum, bu ne anlatmak istedi şimdi diye. ya da sorun anlatayım bi ara. ayıp değil. bunu da aklıma gelmişken söyleyeyim. 

ayrıca şu an yazmaktan çok sıkıldım bir anda. sadece gitmeden bi şarkı bırakayım da dinleyin. 


ceylan ertem'in katletmemeyi başarabildiği nadir coverlardan. 
ki çok severim bu şarkıyı.

25 Ara 2013

hepinivyiıırtuollz!

her sene geleneksel olarak düzenlediğim 
"bu seneki 'hayali' yeni yıl balosunda ne giyeyim?" 
temalı yarışmamızda kazananı sahneye davet ediyorum. 
(‿♥)
ama tabi ben içime atlet giyeyim. ne olur ne olmaz.. :p


14 Ara 2013

cumartesisesi

bilmem burada çok bahsettim mi ama marina abramovic ile büyük bir aşk nefret ilişkisi içindeyim son yıllarda. daha doğrusu öncesinde büyük hayranlık beslediğim bu kadın bir ara şu yazıya denk gelmemle birlikte gözümde "ruhunu şeytana satanlar" listesine, ha girdi ha girecek durumdaydı. ama iş başka aşk başka içimdeki marina sevgisi bambaşka deyip onu (tuhaf bir suçlulukla da olsa) izlemeye hep devam ettim.

ulay ile yaptıkları o çok acayip performansları kaç kere izledim bilemiyorum. ve fekat artık nasıl bir gerzeksem şunu görmeden yaşayıp gidiyormuşum ben baya.. 


bir kadın olarak bazı günler daha hassas olduğum doğrudur
ama bu şimdi çekilmiş en iyi aşk filmi değildir de nedir!

13 Ara 2013

bir gün olur mu bilmem ama..


..çok uzun zamandır bana ait bir kitapçı dükkanım olsun istiyorum. istediğim saatte gideyim mesela. öyle diyorum ama soğuk bir showroom dükkan istemiyorum zaten. ev gibi olsun, içinde kahvemi de yapayım, arkadaşlarım gelsin sohbet edeyim onlarla bir yandan. kanepeden bir anda yatağa dönüşebilen bir ortamı olsun. sıkıldığımda kapısına "uyuyorum" yazan tabelayı asıp kitabıma gömülüp uyuyayım, çiko da etrafımda olsun, kanepede bir yerlerde.. uyanınca kapıyı açıp kedileri içeri alayım sonra.. boş vakitlerimde açıp kendi kitabımı yazayım.. bu soğuk, bol yağışlı, fırtınalı günlerde bile gidip açardım o dükkanı zevkle biliyorum. ama tabi bunun için altıda kalkmayayım. insan gibi bir saatte uyanıp hastayken işe gitmek, çiko'yu evde tek başına bırakmak zorunda olmayayım.. 

işte bu günlerde aklımdan en çok bu geçiyor..


8 Ara 2013

kahrolsun bağzı hastalıklar.

günlerdir hastayım. artık silmekten mi, içeride başka bir şeyler olduğundan mı bilmem ağzım burnum acıyor. perşembe günü yataktan "bitsin artık bu hafta" diyerek kalktım. sonunda bitti. ben de bittim ama. 

cuma akşamı acayip bir titreme geldi bana, sanki kova kova soğuk sular döktüler üstüme bir anda. öyle bir üşüme anlatamam. oturduğum yerden nasıl fırladım, yazdan beri kayıp olan klima kumandasını bir anda nasıl buluverdim ve bütün düğmelerine nasıl bastım bilmiyorum.. soğuktan bayılacak gibi oldum bir an. kucağında koca bir yorganla arnin beyim koştu geldi bir anda sardı sarmaladı beni. sonra kafayı yedirdiğim klima kumandasını kapıp ısıttı evi. sonra da mutfaktan elinde iki ayrı fincanla çıkageldi. birinde ıhlamur, diğerinde taylolhat.. dibini görmeyen benimkini görsün diye diye yuvarladım ikisini de hemen.. yaklaşık 10 dakika sonra ısınıp, yorganın altında çaktırmadan çoraplarımı bile çıkarabildim.. biraz internet gezintisi, bir kaç da kitap indirip uyuklamaya başladım ama bir anda kendime gelip kanepede uyuyakalmamayı başardım. gittim serin ama tertemiz yatağıma uyudum. uyumadan önce de bir şeyler okudum. siz de okuyun. 
sonra bütün hafta sonu öylece geçiverdi. sadece kanepede ve sadece net başında. sonra depresyonda olduğumu farkettim. bir süredir hiç bir şey yapmak istemeyişim, canımın bazen hiç bir şey hemen arkasından  da ballar börekler çekmesi, her sabah uyanırken sanki ağlayacakmışım hissi meğer bundanmış.. 

depresyonu sevmiyorum.. kışın gelmesini, beni bu kadar yormasını, tatile daha aylar olmasını da sevmiyorum.

tatil istiyorum, aylaklık hakkı istiyorum, çiko ve arnin beeyime sarılıp ile günlerce uyumak istiyorum, uzaktaki arkadaşlarım, bonbonum, abicanım yanımda olsun istiyorum.. umarım kısa sürer üzerimdeki bu ağırlık.. 

1 Ara 2013

günler günlerin ardından..

bu sıralar günleri günlerin ardına dizmekten başka pek bir şey yaptığım yok. genel bir tembellik hali içerisinde, hafta sonlarını evde bir o yandan bir bu yana devrilerek geçiriyorum.

geçen hafta artık zamanıdır diyerek yılbaşı ağacını ve süslerini saklandıkları delikten çıkardım. dün de bir kaç yeni süs aldım çok güzel oldu yine. keşke bütün sene evde ağaç olsa dedim içimden. yani böyle ışıklı fışıklı değil de evde ağaç formatında, boyu beni geçen  bir bitki istediğime eminim artık. sağolsun cücelerim sayesinde ev zaten çiçek bahçesine dönmüş durumda. güller, menekşeler vr arnin beyimin sürprizi mor orkideler.. bir yanda ışıldayan yılbaşı ağacım ve diğer yanda rengarenk canlı saksılarımla evim cidden çok güzel bu günlerde.. 

sadece uzun zamandır evin girişindeki (evin içi değil, apartman tarafı) boş duvar gözümü tırmalıyordu. ne yapsam ne assam falan diye karar veremezken sanırım koca bir darth vader stickerı istediğime emin oldum. ama uzun bir şey olmalı, ve sanırım o da şu yandaki oluyor. boyu 1.80 civarı bir tane buldum ebay'de. ingiltere'deki arkadaşlarımız da "evinize ne alalım gelirken?" diye soruyordu ne zamandır. sanırım bunu isteyeceğim onlardan..

işte böyle gayet ciddiyetsiz sıkıntılarım var çok şükür. bir de güzel olan; artık geçen seneki kadar zor geçmiyor iş hayatı denen zıkkım. sanırım kısa zamanda mesleki olarak yeterliliğimi arttırmaya başardım. bu durum da bana daha bir özgürlük ve hareket alanı sağladı. geçen sene beni en çok yoran şeylerden biri de yaptıklarımdan tam olarak emin olamamakmış onu anladım. şimdi yaptığımdan emin olduğumdan kafam "öyle mi yapsaydım, acaba böyle mi davransaydım" sorularından kurtulmuş oldu. bir de son zamanlarda birlikte çalıştığım insanlar ve işimi yargılama hakkına sahip herkesten inanılmaz güzel övgüler aldım. insan kendini yaptığı işte ne kadar iyi hissederse gerçekten daha da hızlı ve olumlu yönde ilerliyor. yani işte öyle..

hakan günday'la yaşadığım aşk nefret ilişkisine son günlerde bir halka daha eklendi bu arada. yeni çıkan kitabı "daha" şu an yastığımın altında ve bu sıralar her gece bana alegorik rüyalar gördürüyor. kitap yorumu yapmayı sevmediğim için elbette bir şey yazmıyorum ama gidin alın okuyun.

başka da yazacak şey bulamadım. hadi öps..

yok varmış.. bir de şu alttakini istiyorum eve. ama böyle en az 150x100 formatında olacak şekilde. bir duvar var çünkü evde ona ancak derinlikli ve büyük boyutlu bir resim gider. neredeyse bir yıldır o duvara resim arıyorum. girmediğim sanat sitesi, tablocu vs kalmadı ama yine aklım bunda.. ilk kez 16 yaşındayken beyoğlu liman'da görüp dakikalarca bakakalmıştım bu resme. bana yeniyıl hediyesi almak istersiniz falan diye adresi de buraya bırakayım ki ne kadar hayat kolaylaştırıcı  bir arkadaş olduğumu da bi yere yazarsınız.. 

" Entre les trous de la memoire" Dominique Appia, 

bir de madem yazının başlığı böyle oldu, aşağıdakini de söyleyen benim. yani hala daha bilmeyen, duymayan, dinlememiş olan varsa bilsin de şanım yürüsün diye.. saygılar..





10 Kas 2013

elvan dalton rulllzz!

➳ mabel matiz sandığım adam mabel matiz değilmiş, elvan dalton sandığım kadın ise bildiğin erkekmiş. 
benim sandığım
gerçekte olan



➳ bu arada sıfatını yeni görsem de sesini bildiğim m.matiz hafta sekiz gün dokuz kulaklarımızda. o nasıl oluyor dersen? şimdi bizim sokakta biri var, bu biri büyük ihtimalle erkek. bu mal arkadaşımız mesela o hafta bi şarkıya takıyo, biz o hafta paso o şarkıyı dinliyoruz. ama bu dediğim evden gelen bi gürültü değil, adam arabasında dinliyo bunu hem de son ses. ve sanırım bu arkadaş aynı zamanda park etme özürlü. sokaktan çıkışı neyse de girişi epey olaylı. şarkının yarısını dinliyoruz yani o parkedene kadar o kadar diyeyim. aynı mal arkadaş geçen hafta aşkın nur yengi ondan önceki hafta da epey bi yıldız tilbe ile deldi kulaklarımızı sağolsun.

➳ herkes bilir ki benim ömrüm hep özlemekle geçiyor. ama bugünlerde en çok okul arkadaşlarımı özlüyorum. sanırım bunda sürekli onlarla olan anılarımın olduğu yerde kalmamın büyük etkisi var. geçen gün trafik sıkışık diye okuldan geçmemiz gerekti, geçmişken de okulun içindeki kitapçıdan bir şeyler alayım dedim. of ki off o fakülteler, o rektörlük binası, o ders beklerken yayıldığımız çimler nasıl yedi beni, nasıl yumruklar attı mideme anlatamam. okul ve derslerden çok şikayet ettiğim zamanlar olsa da için için hiç istemedim zaten okulun bitmesini. stresliydi, yorucuydu oyydu buydu ama başı sonu ortası, her şeyiyle çok mutluydum okuldayken.. 

bir de her zaman kendimle övündüğüm bir şey vardır. hani insanlar derler ya işte arkadaş kazıkları, dost ihanetleri falan.. şu hayatımda bir tane arkadaşım olmadı bana adilik, götlük yapan, kazık atan vesaire.. arkadaş seçme konusunda cidden çok başarılı oldum ben hep ve bu okul zamanı da böyleydi. pele ile başladı sonrasında da diğerleri girdi hayatıma ve bunların hepsi mi dünya tatlısı ballı badem olur. vallahi çok iyi kız ve oğlanlar vardı yanımda okul sürecinde de.. ve işte ben o allahsız tosbaaları çok özlüyorum şimdi. madafaka lan! 

➳ ➳ istanbul'da yemeyi çok sevdiğim ve buraya geldiğimden sadece bir kez okulun şenliğinde denk gelebildiğim falafel çekti canım geçen gün.. ama nasıl istedi öyle böyle değil. sonra dedim ki lan atla deve değil ya, bakayım bi tarifi var mı diye girdim gugılladım. benimki de tam gerzeklikmiş, yıllarca canım istedi meğer tarif doluymuş internet. sonra bunu buldum,buradaki tarifi yaptım oha yani çok da güzel oldu bilesiniz. söylemesi ayıp birazdan önceden yapıp dondurucuya attıklarımı kızartcam. ben yiyorum siz de üşenmeyin, yapın yiyin ayılar. 

pek fazla tv izleyen biri olmadığım gibi öyle her müzikten de hazzeden bir insan olmadığımdan geçen gün bir çılgınlık yaptım ve tipine itler sıçasıca acun'un o ses programını izledim. tam kapatıyordum ki bir abla çıktı. oha dedim hatta OHA! burda böyle şeyler de mi çıkıyormuş! hatta ondan aldığım gazla, programı neredeyse sonuna kadar izledim ama başka da bi bok yoktu afedersin! yalnız bu kız olay olacak, bunu da buraya yazıyorum ki sonra gelir elimi öpersiniz.
aha bu şarkıyı da özlediğim tüm arkadaşlarıma, kızlı erkekli böyle tümden oltugetha yolluyorum. hadi piis 


yazarken kafamın başka bir yerde olduğu çok mu belli oldu sanki. 

29 Eki 2013

şu an o kadar sıkılıyorum ki..

yani cidden o kadar sıkılıyorum ki anlatabilmem mümkün değil. sabahtan beri nette beni eğlendirecek bir şeyler arıyorum, televizyonda zaptan zapa koşuyorum ama yok elimi attığım hiç bir şey sıkıntımı dindiremedi. demin sıkıntıdan kalkıp evi süpürdüm ama yarısında ondan da sıkıldım, salonla mutfağı bitirince makineyi de atıverdim öylece koridora. hayır yani başka bir yerde falan da olasım yok zerre kadar. şu an önüme dünyanın nimetini serseler öff pöff durumundayım. bari dedim ki yazayım ama sanırım o da pek işime yaramayacak..

televizyonlar zaten boğulduğum yer çoğu zaman. bütün gün tanklı, tüfenkli  haki renk tören kutlamalarından yemin ederim içim şişti. demokrasiyi böyle mi kutluyonuz be idiyotlar diye içimden geçirirken twitter'da istiklal'de tomaların gezindiğini okudum bi de. yani gerçekten daha saçma bir şey olamaz. şahsen üzerimde nokta kadar coşku vs uyandırmıyor bu bayram hadiseleri ama yani milletçe gerizekalıyız o kesin. 
marmaray açılışından iç gıcıklayan kareler
düşün ki bir ülkenin milli bayramı ve düşün ki sen hükümet olarak bayramı kutlamak isteyenlere gaz sıkıyosun. her yönüyle zorlama, çoğu insanın da içinden gelmedi halde, o töreni cebren ve hile ile kutlatmak ne kadar faşistçe bir durumsa aynı şekilde sen istemiyorsun diye o insanların bayram kutlamalarını engellemeye çalışmak da öyle. he bi de o marmaray götünüze girsin beyler. melihciğim o kestiğin odtü ormanları da aynı şekilde sana bebişim.




geçen gün bi arkadaşım ne dini ne milli bayram seviyorum diye eyyorladı bana feyspuk üzerinden. sonra "yılbaşında'da evden çıkmazsın zaten" diye cila geçti üzerinden. oradan kendisine söylediğimi bir de buradan halkımla paylaşayım. benim için bayram 1 mayıs'tır arkadaş. yeminlen tek coşku hissettiğim bayram o başka da yok. onda da zaten işçi çocuklarla başlayan ve iş kazalarında hayatını kaybedenlerin arasında hatırladıklarım aklıma baskı yapınca işin duygusal boyutunu da epey bi derinden hissediyorum. buradan ayrıca yetkililere sesleniyorum lütfen 1 mayıs tatilini tek günden bir haftaya çıkarın da bari hakkıyla kutlayabilelim bayramımızı. yılbaşı konusuna gelince.. bundan seneler seneler önce yeni yılı istiklal'de kutlamaya karar verip gelişimini tamamlayamamış bir neandertalin tacizine uğrasan sende de kalmazdı canım parti coşkusu! bilmem anlatabildim mi? hayır değişen bir şey de olmadı o günden bu güne. sağolsun büyükşehir belediyesi yılbaşı gecesi dışarıda medeni medeni kutlama yapma fikrinden o kadar rahatsız ki her sene bildiğin büyük pıt şenliği düzenliyo o meydanda.. of zaten ne meydan kaldı ortada ne de ben oralarda kaldım.. şimdi zaten yaşadığım yerde her yer roma her yer paris. evden çıksam böyle yee hhuuu kafa dağıtayım diyerek, zaten üçüncü dakikasında mutlaka bi tanıdıkla sıkıcı bir iş muhabbetinin falan içinde bulurum kendimi.. işte burası o kadar küçük diyeyim de anla..

bunun dışında son olarak söylemeden geçemeyeceğim bir şey var. leyla ile mecnun ne güzel diziydi ve ne kötü oldu bitmesi. ben gibi televizyon sevmeyen birine bile sempatik gelen ne güzel bir saçmalıklar silsilesiydi ki.. ahhh o finaaal ahhh.. yemin ederim yaktı kavurdu ciğerimi en derininden böyle çok bi değişik oldum.. onu da aşağıya bırakıyorum ki izlememiş olan varsa izlesin, onun da yüreği yansın. ben sanki mecnun'u değil de berkin'i izledim.. sanırım ondan böyle acıttı canımı. batsın bu dünya yemin ederim.


Berkin! hadi uyan da artık o günü de bayram yapalım! hadi Berkin!

19 Eki 2013

aslında başka bir şey yazacaktım.

ama tam sayfanın açılmasını beklerken şuna denk geldim. 
izleyin lütfen
resme tıklayınca vimeo'ya gider. eklemenin başka yolunu bulamadım.

11 Eki 2013

başlık bulamadım ama..


sigara ile ilginç bir ilişki yaşıyoruz son günlerde. buralarda gezinen beta virüsünden payıma düşeni almamın ertesinde 2 günlük ses kısıklığı, yine 2-3 güren süren kanepeden bile kalkamama halleri ve 15 gündür süren burun tıkanıklığım yüzünden bir türlü insani bir nefes alamazken, hazır sigarayı da bırakayım dedim.. yaklaşık 10 gün hiç içmedim, bir o kadar gündür de günde 2 tane ile yine onun ağlarına düşmüş durumdayım.. 
"help me inhale and mend it with you"



hayatta nadiren söylemişimdir bunu herhangi bir şey için ama keşke hiç bulaşmasaydım şu zıkkıma zamanında.. netekim artık sevmiyorum kendisini.. bu arada şu yandaki, son günlerde benim en yakın arkadaşım oldu. sürekli konuşmamı gerektiren bir işim olduğumdan ve o konuşmanın tam ortasında habire  "ıkkgıkhık" diye tıkandığımdan katiyen onsuz yapamıyorum.. sigara+kahve rutinim zaten çoktan inhaler+kahveye döndü.. fakşitbok :(


temsili sinirli çinli
geçen gün bir çinli ile kavga ettim! evet hayat bana cümleyi de kurdurdu ya.. ama vallahi çinlinin biri ile birbirimize girdik bir anda.. sabır sabır sabır diye kendimi sakinleştirme kafasındayken bi delirtti beni allahın manyağı, bi carladım buna son ses.. en son hatırladığım; aynı hızda bana "özür dilerim özür dilerim " diye bağırıyordu ama sanki laflar ağzından değil de sinirden iyice kısılmış ve artık görünmeyen gözlerinden çıkıyordu.. sonra o görüntü o kadar komik geldi ki, çinli ile kavga kariyerimi tepede bitirmek açısından arkamı dönüp yürüdüm.. sonra da zaten aklıma geldikçe güldüm.. suçlu, suçunu bilen ve pişman olan ama bağırma hızını kesememiş çinli ile münakaşa cidden çok komik bişiymiş.. hayatta bunu da görecekmişim.. gerçi şimdi de bana işyerinde uzakdoğu usülü bubi tuzakları hazırlar diye az tırsmıyor değilim ama pişman pişman bakıyor suratıma neyse ki.. ama yine de birden başıma anlamsız bi kaza falan gelirse haberiniz olsun lütfen, sorumlusu bizim bu angrychinese'dir.

bir sürü şey yazacaktım aslında son günlerde olan bitenle ilgili ama şimdi aklıma yapmam gereken bir iş olduğu geldi. sonra yine yazarım..

bi de evet,  9 günlük bayram tatili! ovvyeahh! :))) siyu

22 Eyl 2013

bunu yazmasaydım çatlardım!

sevgili cazcılar, sözüm size! 
bi kere siz bi şarkıyı alıp baştan düzenleyince o daha iyi bir şarkı olmuyor! bazen oluyor tabi olmuyor değil ama o bazenler çok çok az bulunan nadir işler. ki mesela aklıma gelmiyor bile şu an "olmuş" bir caz cover!

misal şu alttaki olmuş mu allaşkına söyleyin bana!

te allam yao bu nedir? sonra elit deyince, beyaz türk deyince kızıyonuz!

neyse biz çikomla bu kabustan uyanmak amaciile şarkının kendisi ile dansetmeye gidiyoruz şimdi. 
sanırım üç replay anca yeter o diğer ucubeyi kafadan atmaya

2 Eyl 2013

tatil bitti..

bu da girişe koyduğum hafta sonu motivasyonum.. 

bir de balkonda rakı sefasının en güzel bu mevsimde olduğu gerçeği..

ve evet, bu yaz çok güzel içtim sayın seyirciler! nasıl keyifli, nasıl muhabbetli bir yazdı..

allah arttırsın mı denir? bunu saymayız yine gelsin mi desem?

-bitmeyeydi iyiydi tabe-

26 Ağu 2013

direniş günlüğü

şu siteye bakakaldım, çok güzel iş çıkarmışlar ama daha hepsini inceleyemeden siz de bakın diye buraya bırakıp kaçıyorum. 

bu görüntü ana ekrandan. site de tam burada 



23 Ağu 2013

18 Ağu 2013

turistik venedik kafası beni pek etkilemiyor da

şunu görünce uzun süre bakakaldım. orada olasım geldi sanırım. emin de değilim ama oldu işte bir şeyler..
zaten belki başka bi yerdir, sakin ol mayk

bir de buna bakınca aklıma şu alttaki geldi.. bakıp bakıp ürküyorum bi acayip, değişikli falan..
tanrı sizi kutsasın

13 Ağu 2013

aslında güzel şeyler yazmak istiyorum

buraya her seferinde komik şeyler yazmak için geliyorum. sonra sayfayı açınca son yazdığım geliyor aklıma yazamıyorum. elim gitmiyor komikli şeyler yazmaya.. kısırdöngü.. (birleşik mi yazılıyor ayrı mı?)

bunu kırmak için yazıyorum sanırım şimdi. sanırım..

o zaman biraz son günlerde olan bitene bakalım..

istanbul' u yazamadım di mi hiç ben? çok güzeldi yine. uzaktan uzaktan sevdiğim.. senede bir gün sevdiğim. tamam  peki, bir gün değil.. ama 31 gün de sevemem sanırım, o çok.. 

epey yollar aşındırdım-dık.. dünyayı epey seviyorum ben ama abi sevgisi başka, abim bambaşka.. bir gün kafayı toplarsam eğer bir çocukluk anıları seçkisi yapacağım onla ilgili. bence dünyadaki en komik insan  o olabilir. yaptıklarına hep gülüyorum..

bu arada kuzenim Bonbon geldi yakın uzaklardan.. depresyondaymış diye kitaba fotoğrafa verdi kendini. yattığı yerden çok güzel fotoğraflar çekip sinsi sinsi instagram'da paylaşması da cabası.. ama gerçekten çok güzel çekiyor, ya da bize öyle geliyor ama ayfonla moda fotoğrafçısı olabilecek göz varmış meğer kızda, biz de yeni keşfettik.. 

evimiz hiç olmadığı kadar kalabalık ve şenlikli günler geçiriyor aslında.. annem ve abim de benimle.. onlar da komik.. geçenlerde mesela dünyanın en gereksiz 10 saatlik yolculuğunu yaptık, dünyanın en kötü yemeklerine bayıldığımız hayvani para ve bir otomobile 2 erkek+3 kadın ve 1 köpek sığmamız dışında yine de güzeldi bence.. bu arada 3 kadın dedim ama Bonbon'un 15 kilo falan olması bence bizim için büyük avantaj oldu.. onunla ilgili de yakında büyük bir sinema projesiyle gelebiliriz, gelemeyebiliriz de.. bilmiyorum..

Çiko istanbul'a gittiğimde bana küsmüştü bu arada.. sanırım onu terkettiğimi falan düşündü bilmiyorum.. bi tripler, gel deyince gelmemeler, beni pek sallamamalar falan ama yavaştan barıştı.. barıştı da o ara canımdan can aldı haberi yok.. off çocuğum olsa ergenlikte falan beni sallamasa herhalde intihar ederim ben, buraya yazdığım kadar kolay olmadı alışmak ve barışmak çünkü..  bileklerimi kesecektim nerdeyse öyle zoruma gitti a dostlar.. köpeğinin insanın gözüne bakmaması ne demek.. anlatılır bir şey değil o! yok!

neyse sonra bi tane arkadaşımın düğünü vardı bu arada ve göbek attım bildiğin.. çok acayip bence benim göbek atmam. hala roman havası ve mezdeke'de gerdan kırmışlığım yok çok şükür, zaten onun haberini alırsanız lütfen şarbonlu mektup falan yollayın da bari cesedim yakışıklı kalsın.. göbek attığımı öğrenen bi kuzenim feyspuktan bana "bu sen olaman, allah belanı versin!" yazmış.. etrafımda böyle şuurlu insanlar olduğunu hatırlamak çok güzel.. beni kendime getirdi sözleriyle.. canım o benim. 

bu arada Bonbon çok değişik bi insan, mesela konuşmaya ve gülmeye üşeniyor. geçen gün bi espri yaptım, orada gülmesi lazımdı ama gülmedi. "niye gülmedin?" dedim. "içimden güldüm ama dışımdan gülmeye üşendim" dedi. vallahi dedi bunu.. 'hayatımın acaba gülmeye üşendiğim bi dönemi var mıdır?' diye düşündüm ama yok, ben hep yan apartmandan bile sesi gelen kahkahanın sahibi oldum.. böyle anlattığıma da bakma. övünülecek şey değil bu ama işte kişi kendini bilmeli. yine de gülmek iyidir..  

geçen gün arabada giderken annem bi araziyi gözüne kestirdi. "burası istanbul'da olsa miltimilyarder(!) olurduk" dedi.  (sanki o arsa burada bizimmişcesine!)
"o kadar parayı napcan yaoo" diye çemkirdik kadına, gözün doysun gibisinden. "olur mu aa ne güzel paris'e giderdim, gezerdim" dedi o da. utandik öyle deyince. meğer içinde paris aşkı varmış kadının da haberimiz yokmuş.. annem lan o benim! nasıl bilmem isteklerini, vallahi utandım.. umarım bi gün gönderebiliriz onu paris'e.. (evren bu senin içindi bebeğim hadi  yavaştan işe koyul)

Bonbon'la saçlarımızı kestirmeye karar verdik ama daha icraata geçebilmiş değiliz. şartların olgunlaşmasını bekliyoruz.. bu arada ikimizin saçlarının toplamı ege bölgesindeki kadınların saçlarının toplamından fazla olabilir. Bonbon'un deyimiyle "kafamızda battaniye ile dolaşıyoruz." doğru söylüyo bence..

Daha fazla yazacak bir şey gelmedi aklıma.. Aşağıya Bonbon'un çektiği bazı fotoğrafları koyayım da bari renkli bi post olsun.. hem aslında son günlerde neler yaptığımızın özeti gibiler.. sevgiler saygılar.. 

mum yaktık, dilek diledik.


"buradan ganimetsiz dönen çarpılır" 
mottosundan hareketle kendime dünyanın en güzel kolyesini aldırdım. abi prodakşın :)

ev benim, ayak Bonbon'un, kitap Hakan Günday'ın

bunu yapabilmek için evden kaçtık sonra Bonbon çok komik şeyler anlattı 

Çiko böyle uyuyor
böyle uyanıyor..


bi de unutmadım hep aklımda.. #berkinuyanacak 

edit: bu blogu yeni keşfettim, epey gecikmişim aslında ama olsun çok güzel okuyun: 93 numara 

9 Ağu 2013

bir evde bayram kutlanıyor..

o esnada başka bir evde, bir anne ölen çocuğunun resmine sarılmış ağlıyor, başka bir evde başka bir anne gözü kapıda 30 yıldır kayıp oğlunun, zili çalmasını bekliyor. oğul gelmiyor.. bir başka bir anne, tecavüz edilip öldürülmüş kızının mezarına taze çiçekler koyuyor.. taşı öpmek vardır hani, mezar taşını öpmek.. çok acıklı değil mi? 
bir de oğlunun uyanmasını bekleyen anneler var.. mesela berkin'in annesi.. bakkala ekmek almaya giderken başından vurulan berkin'in annesi.. ve bir başka anne var, kızının bir an önce eski günlerine dönebilmesi için hastane odalarında ter, kızının görmediği odalarda gözyaşı döküyor.. lobna'nın annesi..

bütün bunlar bir bayram sabahında oluyor.. 

babamın avaz avaz söylediği bir türkü var, böyle zamanlarda içimden bir tren gibi geçiyor o türkü.. 

".. bayram benim neyime, kan damlar yüreğime.. "

#berkin uyanacak



bizim evde bayram pek kutlanmaz bu arada, bir reddediş, bir tavır falan da değil. sanırım gerek duymuyoruz, bilemiyorum..

4 Ağu 2013

#berkinuyanacak

günlerdir gözümün önünden gitmiyor bu kare
ve aklımdan bir diğer gitmeyen, berkin'in yazdığı bu serzeniş.. 
ergen berkin, çocuk berkin. anasının kuzusu berkin
... 
ha gayret uyan berkin!


17 Tem 2013

gezi parkı'nda çektim bu fotoğrafı..

ve görüp de içi yanmayan bizden değildir.


" ..namluna dayanır yola dalarsın, duruşun bakışın yaman be Ali
boşuna tetiği ne kurcalarsın, var daha ateşe zaman be Ali 

yıllanmış bir çınar pusuluk yerin, nerdeyse gelecek beklediklerin 
var iki atımlık canı kederin, desene işleri duman be Ali.."

29 Haz 2013

"tatilin ilk günü" isimli şiirim

tatilin ilk gününe 
erken uyanamaz insan
yatağa bile gitmez 
kanepede uyur kanepede uyanır.

aklımda akşamdan kalan 
redhack belgeseli ile
kahverengi fonlu rüyalar gördüm
ama o kanepenin rengiymiş

sonra evet uyandım
biraz bön bön baktım etrafa
evet gerçekten tatildi
bi kahve yaptım, az şekerli

facebook, twiter olmasa 
nereden alırdım haberleri
orada olmak isterken
#direnlice diye tvit attım

aslında orada değil
istanbul'da olmak isterdim
ama o da olmazdı
sahile atım kendimi ben de

söz verdim kendime
makine yok internet yok
aramızda kalsın
kitap bile olmasın

ama olmadı yine
instagramla oynaştık
denizda yüz kumsalda terle
o anı dondurmalı yine de

evet dondurma da yedim
su içtim, çok su içtim
güneşte yandım
suda ıslandım

gidelim artık dedik
artık güneş bitti
çiko bizi bekler dedik
fonda imagine çalarken

eve dönmek en güzeli
duşta balık olmak
çiko'yla kudurmak
bunlar hep evcillikten



"you may say i'm a dreamer but i'm not the only one"

26 Haz 2013

süpermen olmak lazım bazen..

arnin beyimle neredeyse bir aydır kendimizi adadığımız devrim yolu bizi yordu yoldaşlar. en sonunda çiko bile televizyona dönüp havlayınca içine düştüğümüz bu gaflet ve dalaletten sıyrılıp bir şeyler yapmaya karar verdik ve soluğu en yakın sinema salonunda aldık. her ne kadar, ev aktivisti kimliğimizden sıyrılmak istesek de film seçimimizde tek yumruğu hep havada olan süpermeni zamanın ruhuna uygun bulduğumuzdan seçimimizi man of steel'den yana kullanmaya karar verdik. 

burdan sonrası spoiler içerir söyleyeyim. sonra bana "bu ne lan!" demeyin.


+ film sektörü ben görmeyeli çok ilerlemiş, kendilerini kutlarım. hayvan gibi efektler vardı. 

+ yine de 3d gözlükle film izlemek her zaman yorucu.


+ sesleri de resmen beynimizin içinde dolbidicıtılsörraund hissettik.


+ bi gün sırf meraktan, böyle cidden "çotankktokk" diye ses çıkıyo mu diye birine yumruk atcam.


+ tanrıdan, en kısa zamanda (dizi kadrosuyla çekilmiş) 3d bir battlestar galactica filmi diledim film boyunca.


+ kripton'un yandığı sahneler çok acayipti. ama bence teenage clark'ın o yaşta platon okuması daha acayipti.


+ sevgili amerkalılar anladık çok yüksek gökdelenleriniz var. vallahi anladık yeminlen anladık.


+ "vücudu diğerine vurmak suretiyle, önüne direnişçi almış toma gibi bodoslama sürüklemek" ismini verdiğim dövüş şekli ile ilk defa bu filmde karşılaştım. adamlar resmen edirnekapı-cevizlibağ güzergahı kadar ittiriyolar falan böyle bu şekilde çok acayip. yok görmeniz lazım anlatamıyorum. bak denedim olmadı. 


+ kötü adamın film boyunca süpermen'den yemediği zopa kalmadı ama kaşı bile çizilmedi. tam ben "işte öldürmeyen allah öldürmüyor kardeş" diye düşünürken, bi boyun kırma olayıyla tık dedi hık dedi gitti adam. neyse allah sıralı ölüm versin. 


+ baş manita, şimdiye kadarki en taşaklı lois lane olmuş. 

+ kevin kostner hala yaşıyomuş. russell crowe hep itici hep itici..


+ bir hollywod klişesi olarak kriptonluların ingilizce konuşması.


+ süpriiz: lex luthor diye biri yok. 


+ ayrıca sinema tarihinin en daş süpermeni henry cavill'dir o net. aksini söyleyen çarpılır, ağzı gözü döner.


+ yalnız kızlar benim falım fallanmış fallanmasına da holivut'a  falan yolunuz düşerse, yerime bi makas alırsınız o bal yanaklarından. netekim tudors zamanlarından epey bi hallenmişliğim vardır kendisine.. 


+ film güzel bence gidin.

+ yine de esas süpermen bu abimizdir. ellerinden hürmetle öperim. 

15 Haz 2013

sıkma demiyorum hobi olarak yine sık

sonunda hepimizi delirtmeyi başardın! bunu söylüyorum çünkü birbiriyle bi mahallenin içinde geçinemeyen halk bile saçma da olsa kollektif bir tepki geliştirmeyi başardı.. 

lakin aynı şeyi kafamın içinden geçen cümleler için söyleyemeyeceğim. zaten birazdan göreceksin..

bi kere canım benim, sen olayı epey yanlış anlamışsın. tamam anladık sör olmak, padişah olmak, dünyanın hakimi falan olmak gibi büyük arzuların var ve bu ülküye bizim üstümüzden yürümeye karar vermişsin.. ayrıca 'yürüme' de demiyorum sana, sen olmasan bizim üstümüzde illa ki birileri olacak. çünkü neden? ya amerika ya masonlar, meydanı onlar boş bıraksa bi ortadoğu şeyhi falan illa ki yönetecek bizi. zaten biz kendi kendimizi yönetebilecek olsaydık bu hale düşer miydik? düşmezdik. 

ne demiş şimdi ismini hatırlamadığım birisi? "oy vermek bir şeyleri değiştirecek olsaydı yasaklanırdı!" bu benim siyasetle ilgili duyduğum en bilgece söz. bu arada siyasetle ilgili çok söz bilirim. ama feyspukta paylaşmam, çünkü o epey saçma..

neyse gözüm, yani ya sen ya başkası bizi eğerek bükerek, üstümüzden ego ve cüzdanını şişirerek, bizim olan hakları allahsız pezevenklere peşkeş çekerek yiyecek bizi. orası net!

ve fekat sen abarttın! vallahi abarttın! 

bi kere şanlı türk tarihi en başından sonuna; kendinden olmayana türlü eziyetler, soykırımlar, aşağılamalar ve daha bir sürü iğrençliklerle dolu. bunu nereden biliyorsun dersen sana öss sonuç belgemi gönderebilirim hemen. tarih netlerim çok iyiydi. bu arada farkındaysan sana örnek olarak bize okulda öğretilen resmi tarihten bahsediyorum. resmi olmayan diyemeyeceğim ama ezber dışı bilgilere ulaşmakta da bizim evin çerçisi eskiden babamdı. sonra o kavuğunu abime devredince sosyal demokrat gömleğimizden sıyrılıp daha bir anarko-gazi kanalından yürüdük. sonra zaten internet falan çıktı, gerisi toz duman..

düşün misal bundan 30 sene önce babamlar vardiya arasında birbirlerine gizlice bildiri falan dağıtıyorlarmış, şimdi biz de feyspuktan anonymous, redhack linki falan yolluyoruz, aynı işte. bok yemeye devam.

yani diyeceğim o ki, zaman değişir insanlar yaşlanır, emekliliğe ayrılıp ayvalık'a falan yerleşir, sahayı gençlere devrederler ama nizam aynı nizam.. hem ne demiş dünyanın en büyük cehepelisi sayın KK? 
"nice şahlar, ne sultanlar, tiranlar. yıkıyoruz, yıkılacak bu saltanat" 
(bu tiradı ezberlememiz de senin sayende oldu yine, bir bu, bir de hortum reklamı rüyamıza giriyo geceleri, tarih seni affetmeyecek bilesin.) neyse ne diyodum. bak adam açık açık söylüyo işte yıkacak yerine kendininkini koyacak. he bence canı sağolsun ne yıkmaya gücü yeter ne yenisinin tahtına oturmayı lütfederler ona o ayrı. biliyosun çünkü çok büyük işler dönüyo garavelciğim, böyle masonlar falan. bunlar hep illuminati.. 

bu arada benim başıma illuminati geçse ne olur geçmese ne olur sen söyle? bi kere ben sokakta kocamı öpemeyeceksem illuminati olsa ne olmasa ne? işte bu kısım senin tam olarak abarttığın kısım.. 

lan geldin geleli bi huzur vermedin! yok içkime karışırsın, yok taksim'e sıçarsın, yok benim yerime hak etmeyeni kadrolarsın, e kusura bakma da yok deve artık recom! biz sana padişah olamazsın demiyoruz ki, sen yine ol, biz senin emrine çalışacak saray eşrafını yine besleyelim vergimizle. ama bi dur allaşkına! vallahi yetti canımıza!

lan, illa yapcaksan şu topçu kışlası'nı git başka yere yapsana. zaten bütün istanbul senin! hayır ağaçlardan ne istiyorsun anlamıyorum ki! ayrıca madem o kadar düşkünsün sanata falan, akm'yi yıkıp yenisini dikmeye harcayacağın parayla istanbul'un her semtine sanat evleri falan açsana. böyle nohut oda bakla sofa bi dairede döndür sanatı beleşe, o mahallelerden ne leonardolar ne pavarottiler çıkar! ama yooo illa ki sinir bozacan, illa ki çomak sokcan kurulu düzene. seninki daha güzel çünkü. hay sıfatına sıçtğım.

ayrıca senin derdin din falan da değil biliyoruz, yani en bilmeyeni bile biliyor artık. madem öyle on senedir aklın neredeydi? halledeydin şu başörtüsü işini? ama yoo nerde.. çözme ki hala senden medet uman milyonlar beklesin öyle iş becercen diye.. vallahi yatcak yerin yok!

bir de bak en çok canımı sıktığın zamanlar hani maykrofon başına geçip anlatıyosun ya yok şu hizmeti yaptık, yok şunu düzelttik, yok bunu becerdik falan.. olm o kadar para veriyoruz sana tabi yapcan! sen niye oradasın? ayrıca bi zahmet onları da yap yani yoksa kim seçer seni? kimin parasıyla kime hava atıyosun anlamıyorum ki?. ayrıca bunları söylerken yaptığın  çirkefi, mızığı da hacı hüsrev'de çift kale maç yapan bebeler yapmaz. 'top benim oynatmam' lavukluğunda bile haklı bi taraf var, sende yok! zaten o burnun niye uzadı sanıyorsun? hani 'at yalan sikeyim inananı' diye bi laf var. ama ben demem, çünkü başta feministler ve bilinçli lgbtler olmak üzere çok büyük kesimin tepkisini almaktan korkarım! bak da biraz insanlık gör şu duruşumdan ayrıca, cancanlarla birlikte okuyanı 100 kişiyi aşmayan şu blogda bile tepki çekmekten korkuyorum. lan senin üzerine milyonlar yürüdü, zerre yüzün kızarmadı. ne biçim bi adamsın anlamadım ki.. 

ayrıca hadi diyelim ki gözünü hırs bürüdü, iyice 'inadım inat götüm iki kanat'a bağladın! lan ne olursa olsun değer miydi köpek çektiğin milyonlara bu kadar madara olmaya! bilmem farkettin mi ama geçenlerde çarşı, kepçe çalıp senin tomayı kovaladı dolmabahçe'de? 90lı bebelerin elinde oyuncak oldun resmen. gerçi tifıtır, feyspuk falan kullanmayı bildiğinden emin değilim ama illa ki gördün biliyorum yalan söyleme. 

vallahi seni anlamak çok zor bebişim, sabahın bu kör vaktinde bana bunları yazdırmış olman dışında bence senin bi kazanımın olmadı. ha dersen ki "istanbul benim, parkı da yıkarım, topçu'yu da dikerim, köprüyü de koyarım" valla bu saatten sonra istersen kendi heykelini dik taksim'e yine kaybettin yine kaybettin. çünkü biz mesela sussaydık sen yine yapcaktın bunları, ama ne oldu? senin gaz bizde kafa yaptı hacım. bak rezil olduğunla kaldın.. 
bi de rezil olmak demişken o nasıl et yiyiştir lan! bence bir milleti uyandıran o fotoğraftır. park mark vallahi hikaye, o tipinle midemizi kaldırdın da gaz yedik ayağına kendimizi acillere zor attık. öyle yeme bebeğimsu, çok çirkinsin..



Follow this blog with bloglovin

Follow on Bloglovin
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...