18 Ağu 2012

Evlilikten öğrendiklerim.. vol:1

evet geçtiğimiz günlerde 1. senesini kutladğımız evlilik olayım dolayisile bence bu yazıyı yazabilirim çünkü Arnin beyimle birlikte 'just married' levelından 'evli ve köpekli' aşamasına geçmiş bulunmaktayız ki bir insan buraya kolay gelmiyor, bugün bir köpek boku kokusu balkonda 10  at boku gücünde!
neyse; aklıma yazacak başka bişi gelmediğinden, mevsim de -en en en başta tabi ki Betunoir hanım'ın yüzü suyu hürmetine- evlilik mevsimi olduğundan bence bu yazının tam zamanı nokta kom! 
are you ready ladies? o zaman başlayalım:

bir) evlenmeden önce bi süre birlikte yaşamak süper bi entegrasyon dönemi kafası. ama şimdi manitanın evinde kalmaktan falan bahsetmiyorum, yaşıyosan harbi birlikte yaşayacan arkadaş. o evde bi dolabın bi çalışma masan ne bilem işte bişilerin olacak.. adam evde ne ayak?, göründüğü gibi temiz tertipli mi yoksa çorabını salonda çıkarıp kırlentin arkasına mı sokuşturuyo? eve böcü möcü girdiğinde ilk tepkisi nedir? kaçıp saklanıyo mu yoksa aman ne var bea hayvandır yazık mı diyo? ığkk neyse işte bu ve bu gibi hayati önem taşıyan konuları yerinde deneyimlemek için aynı evde azcık yaşamalı! ha dersen ki 'yok benim anam kızar, yok bizim töremiz, örfümüz falan', o zaman bişi diyemem tabi, kır dizini otur evinde ben bu kadar biliyorum..


iki) hani "insan bazen kendine bile tahammül edemiyo, başkasına nasıl etcek" korkumsusu var ya, o işte çok haklı bi korkumsu.. ama bunu aşmak için tahammül edebilitesi yüksek ve de tahammül edilemediğin zamanlarda seni görmezden gelecek bi koca şart kızlar! ben bunu bilir bunu söylerim.. for example: 'sıkıntın tavan yapmış, canın ne dışarı çıkmak ne evde kalmak istiyo, karnın acıktı sanıp dolabı açıyosun ama canın hiç bişi istemiyo' zamanları var ya hani, o zamanlarda "noğğluyor lağn rahatlık mı batıyoğğğ" diye coşup eyyorlayacak koca değil de, bir iki ilgilenip sonra seni kaale almayan  koca en makbulü! o anda adam zaten "hadi kalk eyfel'de yemek yiycez helikopter bizi bekliyo dese" bile "off saçmalama ne giycem şimdi!" diyecek bir ruh halinde olduğun için koca kısmının seni sallamaması ilaç ilaç!

üç) seçme kısmını geçtiğimize göre yerleştirmeye geçebiliriz! evet canlarım ben anladım ki düğün mevhumu tamamiyle sana yerleştirilen bişi çok afedersin.. bizim memlekette düğünler yaz sezonu aktivitesi olduğundan her şey daha da zor daha da eziyet, başından sonuna bir die hard serisi! hele ki benim gibi mecburen, ta bahardan 2 final-1 ödev-3 proje arası kafalarda gelinlik bakıp davetiye tasarlama işlerine girdiysen, yetmez gibi yaz zıcağında çift destıneyşınlı  düğün pilan pirocelerine dalıp 'her şeyi illa kendim yapcam anacım' gibi bir küstahlığa cüret edersen ebenin şeyini görmen gayet mümkün-lü corç! bu konuda söyleyecek söz çok,  şimdi yazsam bitmez, sırası gelince halihazırda canımun içü betunoir'e yaptığım gibi hepinize tek tek anlatırım başınıza gelecekleri. hatta akademik makale işine girsem olur, ki konuya bu açıdan süper hakimim, o derece aldım ağzımın payını!  neyse öyle işte. bu maddenin özeti ise: başa dönme şansım olsa üzerimde "düğün amaç değil araç lan!" yazan bir pankart taşır, durduk yere elimi ayağımı bi pabuca sokan herkese açar pankartımı gösteririm, yani kızım sana söylüyorum betunoir'ım sen anla ;) kapiş?

en zor kısmı atlattığımıza göre zor ama güzel kısma geçebiliriz! bundan sonraki yazacaklarım sadece beni bağlar onu da baştan söliyim.. aşık, sakin ve de genel olarak neşeli bi kocaya sahipseniz deneyin %100 çalışıyor! ama şimdi öküzden hallice, ziktiminin artizi bi kocaya değil bunları yapmak, önüne kuşsütünden tavukgöğsü yapıp koysan yemez, naapsan kar etmez, aklın varsa yol yakınken kaçanzi.. neyse bütün ilişkilerin a.ına koymadan ben yazıyorum bildiğim gibi, gerisine karışmam!

dört) her gün yemek yapmak değil de "her gün acaba ne pişirsem diye düşünmek ömürden ömür götürür" diyen anneler haklıymış! ben çözümü mutfağa kocaman bir karton yapıştrmakta buldum, üzerine de post-itlerle aklıma gelen yemek isimlerini yapıştırdım, öğrendiğim yemekleri falan ekliyorum zamanla.. yani post-it ler arttıkça hem seçenekler çoğalıyo hem de aklıma yapacak bişi gelmeyince manitayı seçsin diye mutfağa yolluyorum.. 
gerçi sağolsun kendileri, geçen kış 9 saat dersten geldiğim günün akşamında karşıma geçip "canım ben börek seçtim" dediğinde ufak çaplı bi şok geçirtti bana ama artık nası baktıysam, direkt "pizzacının numarası kaçtı?" manevrasıyla gönlümü almayı başardı! yani neymiş? o pizzacınn telefonu her zaman hazırda olacakmış, mutlu yuvalar dağılmayacakmış! 

beş) bir diğer "evlen de görürsün ebeninkini" konusu ise insanın ev dizerken kendini ingiltere kraliçesi, hiç yoksa york düşesi falan sanması! sanması dediğime bakma, sen öyle sanmasan da sktimnin kapitalizmi sana bunu gayet güzel giydiriyo.. yani şöyle ki: eve ne alsan bitmiyo anacım, her gün yeni bişiler almak istiyosun daha kötüsü ne alsan ertesi gün o aldığının daha güzelini buluyosun! bu esnada sakin ol karşşim! bu, orzpu evladı murphy'nin oyunu, bu evrenin senle dalga geçmesi.. alet olma bu oyunlara, ne aldıysan aldın... benim gibi evde 6 çift tuzluk takımın, çifter sayıda renden, ceviz kıracağın olmasın! ne derler bilirsin dude: less is more! ha bi de sana ev hediyesi olarak çirkin şeyler de gelecek bak o allaın emri, ama kim demiş kullanmak zorundasın diye! pakedinden çıkarmadan sakla sonra başka birine ev hediyesi olarak götürürsün, valla ben öyle yapıyorum ve fekat yakalanma sakın tabi!

altı) evde her gün yapmak zorunda olacağın bi sürü iş olacak, daha acısı dışarıda (işte okulda vs) yapman gereken de bi sürü iş olacak, her şeyi süper yapamazsın ama evin yaşanır bir yer olabilmesi için pilan piroce şart! yani illa aç defteri döşe to do list'i demiyorum ama aklına yazdığın bi to do list şart! 
bi de benim gibi anası iki yumurta nasıl kırılır öğretmemiş bi koca sahibisiysen bile hiç korkma corç! bu dediğim en başındaydı, sonra bi gün ben sınava çalışcam diye sabahlayıp, dönüşte kanepede sızınca akşam yemeği için cesaret edip çıkarmış dolaptaki frozen fishlerden yapmış! var ya verdim gazı verdim gazı, "canım meğer sen doğuştan yetenekmişsin, hayatım benden iyi yapmışsın waoow süper" falan deyip pekiştireç olsun diye de bütün yemeği yedim hayvan gibi! o günden sonra Arnin de üzerindeki korkuyu attı hatta kimi günler 'bugün yemeği ben yapcam' dediği bile oldu! yani adamı gaza getirin, yapmadığı-sevmediği-bilmediği ne kadar iş varsa! işin püf noktası bi kere yapmasını sağlamak, sonrası ikna ve de gaz gücünüze bağlı, ama sandığın kadar zor değil bacım, bunu da bi yere yaz!


yedi) en azından benim gibi kuaförden nefret eden, mecbur kalmadıkça gitmeyen insan evlatları için evlenince date olayı nerdeyse tamamen bitiyo,  yani date derken bir yerde buluşmak ve zaman geçirmek üzere sözleşilen ve de bir karşılaşma anı sinerjisi olan şey işte.. ben bunu daha birlikte yaşarken anladım ve acil bir çözümle olayı kurtardım! şöyle ki; kuaför salonu mevzusundan ölümüne gıc-cık kaptığım için böyle dışarı çıkacağımızda sıralama fix: duj/saç/makyaj/giyinme.. buraya kadar her şey normal, ama aynı evde yaşarken buluşma olayının hiç bi güzel tarafı kalmıyo desem yeridir! hatta senin hazırlanmanı beklerken adamın öeff deyip  maça dalması, gayet hazırlanmışsın falan sana bakmasını beklerken kafasını çevirmeden 'heğğ canım çok güzel olmuşun heğğ demesi falan.. of işte böyle durumlar var diye, artık dışarı çıkacağımızda Arnin evde olmamak zorunda, valla o ara napar ne eder, gidip hangi arkadaşıyla nerde takılırken beni bekler bilemicem ama  bu böyle abicim, ne zaman ki date var kocayı postalayacan evden! bu işin başka yolu yok!


oha çüş yuh amma yazdım, elim kolum tutuldu! aslında epey daha şey var ama aklım durdu şimdi! başlığa vol:1 koyup, devamını sonra yazcam..  şimdilik bunları bi hatmedin bi süzgeçten geçirin de devamı sonra!.. öptüm orrayt!

Follow this blog with bloglovin

Follow on Bloglovin
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...