29 Kas 2011

imamın ordusu..

dedikleri bööle bişe olamaz di mi :P

sarısın marısın ama yine de canımsın


günün arzu nesnesi

tasarım olarak şahanesin de işçilik tırt be güselim, o dikişler ne ööle allasen

cocaine..

ahaha çok komik nan

dünyaya bir daha gelsem sevgilim...

finlandiya'da doğmuş olsam, sonra 1.sınıfa başlamadan annemgil beni buz patenci yapsa, ülke içi şampiyonalara katılsam falan.. sonra ergenlik döneminde iyice profi olsam, uçuş uçuş elbiselerle götü başı ülke çapında  iyice meşhur ettikten sonra gitsem davul dersi almaya başlasam.. adamların zaten halk müziği metal.. elimi sallasam bateri dersi vercek cillop bi oğlana çarpar, netekim boşuna finland demedik olm, çok şahane manitalar var orda.. neyse neyse, davul dersi alırken benim hocayı da ayartsam tabe, ergenlik bitimine yakın birlikte bi karavana taşınsak bi süre öyle yaşasak.. davulculukta iyice ilerletsem kendimi, "işte dünyanın en iyi kız davulcusu" diye gazetelere manşet olsam, sting mting kapımda yatsa "noolur bana çal" falan dese, ama ben hepsine köpek çeksem.. röportajlarda patenci kariyerimden bahsetseler falan iyice  götüm kalksa..
sonra ben davulculuk kariyerimden gelen paraları öncekilerle birleştirsem bankaya koysam onun faiziyle geçinirken karavanımda kitap yazmaya başlasam.. sonra manita beni terketse,  ben o melankoli kafasından ilham alıp gidip daha da fena ağır bi şaheser çıkarırım çünkü ortaya.. yazdığım kitap milyon satsa, zula daha da dolsa ama o ara kış şartları zorladığı için karavandan bi daireye falan taşınsam, o münzevi hayatı terkedip ikea'ya gitsem yeni evim için iskandinav tarzı dekoreyşınlar alsam evimi döşesem falan.. ikinci kitabımı yazarken yeni manita bulsam, ufkuma ufuk, konulara konu ;) katan manitadan da ilham alıp bambaşka tarzda bir romanla sanat hayatıma devam etsem.. kısa zaman sonra telefon çalsa, sekreter sesli bi kadın aramış olsa, yılın nobel ödülünü kazandığımı söylese, ödülü almaya giderken mağrur ve vakur tavrımla havama hava katsam sahneye çıksam skimsonik ama ses getircek bi bahane bulup ödülü reddetsem "işte nobel'i reddeden yazar" diye dünya basınında aylarca konuşulsam, benden bahsedilen tv programlarında telefonlar kitlense..
ben o ara dünyayı geziyo olsam, avrupa, asya hatta bi avustralya yapsam, anzak kültürünü yakından incelesem ;) dönerken amerika'ya uğrasam hazır gitmişken uzun zamandır beni mesajlarıyla "lütfen birlikte bir filmde oynayalım" diye yalvaran coni'nin hatrına holivud'a da ayak bassam, yenide çekilen eternal sunshine of the spotless mind'da onunla oynasam ( ya işte ben ünlü olunca filmi tekrar çekmeye karar vermişler, kate biraz sönük kalmış da malesef ) film, ben ve coni oscar'a aday olsak, ödül gecesine birlikte katılsak, (ben tabi şu elbiseyi giysem,tarzımdan coni'nin dibi düşse) ve tabi ki ödüle doymasak..( ben bu sefer coniciğimin ricası üzerine ödülü geri çevirmiyorum) haoolivut günlerinden de sıkılsam evime dönsem, coni benden sonra bi türlü kendine gelemese falan böyle bi resmin altında gazetede "Sonik gittiğinden beri hayat anlamsız " tarzında röportajlar verse ben tınmasam.. kariyerimdeki buz pateni şampiyonu, dünyaca ünlü davulcu, nobel ödüllü yazar ve oscar'lı oyuncu basamaklarından sonra neye sarcağımı şaşırsam kendimi eve kapasam, o ara yine habire bişiler yazsam, yayınlasam, paraları nereye koycağımı şaşırsam.. ama sonra şimdi yaşadığım yere gelsem, aklım başıma gelse "aa ben hala üni. okumamışım desem...
okula gitmeye başlasam, yine Arnin'le tanışsam, o bana aşık olsa, yine bana pötlek pötlek baksa ben de ona aşık olsam.. yine onla evlensem.. her şeyi geride bıraksam ama onsuz olamasam.. vallahi olm, eyvallah bu kez biraz fazla uçtum rüyalara dalarken ama  mazide bi sürü şey var, değiştirilse değiştirilir yani olmasalar da olur ama Arnin'siz olmaz lan.. gidim kahve yapim ben, uyanır sevdiceğim birazdan.. hade gittim ben..

Uyumadan geçecek gecenin başı..

geçen gün tam en güzel yerinde kitabım bitti, tam da oyeaa olaylar süper falan derken hem de.. her zamanki gibi biten kitaba çok üzüldüm ve götün götün kitaplığa yürüdüm! bir kaç kitap aldım elime falan canım istemedi onları okumak.. zaten çok da kalmamış okunmamış,  yani ben diyim 5 sen de 6. anca odur. çok üzüldüm gece gece.. dedim şimdi açık bi kitapçıya limitsiz bi kredi kartıyla ışınlansam falan hayallere daldım. kesmedi.. elimdekilerin de hiç biri sarmadı.. ay tamam itiraf ediyorum, tamam ağır kitaplardı hacı kafam kaldırmicaktı gece gece, daha "öylesine"  bişelere ihtiyacım vardı.. sonra bi baktım, ta geçen sene bi kadın dergisi almıştım içinden de bay belki diye bi kitap çıkmıştı, öyle "aman bu ne beaa" deyip kenara atmıştım falan.. o anda görünce dedim bari bunu okuyiim.. netekim okuyorum, kadın kitabı işte, bi kadın var iki adam var. kadın birini istiyo, onun istediği bunu istemiyo bunu isteyeni de o istemiyo falan falan.. lan dolap dolap içinde bi ortamlar.. öff dedim bitse de kurtulsam.. o ara gündüz gözüyle kendime kitap listesi yaptım kafamdan, bu aralar öyle ağır şeyler okumak istemiyor canım.. yapmışken burda da olsunlar istedim.. malum yılbaşı, kutlamalar, hediyeler, kitap en iyi hediyedir falan.. öff işte kısacası bana hediye arayanlar yakında geleneksel "istediğim yılbaşı hediyeleri" postunu yayinlicam ama yani şimdilik bunlarla başlayabilirsiniz yanee bana uyar genssler.. :P

1.hakan günday'ın bütün kitapları. ama " AZ " hariç onu okudum diğerlerine geçmeli çünkü kitabı "AZ" sevdim ;)





2. " şahane  hatalar " by heather mcelhatton
(yabancı yazara by may deyip ortam hazırlama)

3. mazhar alanson ve "mazhar olmak"







sonracıma bunlar.. resme tıktıklayınca ayrıntıları çıkıo sööliyim



bi de son olarak okuyanus'tan malumlar :)
evet canlarım  en kısa zamanda hediyelere boğulma ümidiyle yeni maceralara yelken açoorum

edit büdüt: çok bi sevgili betunoir tarafından yapılan bir kıyak sayesinde "HG Piç" listeden elenmiş bulunmaktadır, aynı şekilde bizim bey Arnin'in siponsorluğunda gerçekleşen kütapçı gezmesinde "HM Şahane Hatalar" da artık kitaplığımda yerini almış bulunmakta.. etiket namına verdiğim söz de yabancıya gitmedi hayırlısıyla 

edit dü düt: pucca almayınız! aldım okudum bile sitop..

anne kedi gibi yar..

bunu çok önce görüp kaybetmiştim ama bulunca dayanamadım...kaybolmasın aman

26 Kas 2011

madem bugün cumartesi..

bu seferki uzun zaman yazamama mazeretim geçen haftanın vize haftam olmasıdır caanım okur.. bu arada 2 sınavdan topu 90a çaktığımı, sınıfta en birinci olaraktan götümün tavan yaptığını feykfuk yetmez gibi burda da belirtmezsem çatlarım.. neyse neyse, ne dedik bugün madem cumartesi canım dünyada-tr'de, okul hayatımda olan bitenden o kadar sıkılmış durumda ki harbi magazin zamazingolarına dalmak istedi.. hazırsanız başlıyorum genssler..

geçenlerde nihat doğan çıkmış okan bayülgene, ben başka bişe izliyodum ama reklam aralarında falan dönüp dönüp baktım.    her döndüğümde ND konuşuyodu OB de ağzı açık bakakalmış duyduklarını anlandırmaya çalışıyodu sanırsam. konuştu konuştu adam ama ben hiç bişe anlamadım, tabi ki kendisi büyük post-filozof bi kişi, benim bu kıt,eksik etek halimle anlamam mümkün değil.. ama yani ucundan kıyısından anlasaydım bari! yok anacım yok benim bu kafayla bu adamı anlamam mümkün değil.. neyse bi kadın aradı mı tweet mi attı neydi, işte 'neden kadın düşmanısın?' falan diye sordu, bu da gerine gerine öyle gözükmesinin adada olan o eşsiz atmosferin sonucu olduğunu söyleyen (tam anlamamış olabilirim tabi ) cümlerler sıraladı bi dünya.. ben de bişe hatırladım o öyle deyince, ben lisedeyken bu ND yeni çıkmıştı kırdın kalbimi falan.. neyse efenim bizim sınıfta da selma diye bi kız vardı, ultra kro, ülkücü falan (ülkücü kız ne yhaa, ööğğk)..millet buna niye ağlıosun dedi, bu da anlatı, ND bunun ablasıyla çıkıyomuş, kızı sürekli patagüm dövüyomuş falan.. ben tabe küçük feminik atladım hemen "o zaman ayrılsın, ne işi var adamla" diye.. kızdan gelen cevap "ama çok seviyooo böhöhöhöö" olunca hemen uzadım ortamdan, öyle aşkı sevgiyi skimm o ne lan o ne! ne diyim ben bu cevaptan sonra! aman abijim uzak ara deyip kıza da bi daha selam melam bile veremedim..  bundan çıkan sonuç şudur ki ben ND ortamlara akalı beri onu anlamış değilim.. ne o zaman ne şimdi.. yok abicim yok..

aynı hafta içinde duyduğum iki saçma şey daha var ki bunlardan biri pucca'nın yüzünü göstermesi  sonucu,meğersem çok çirkin olması hayal kırıklığı yaratması falan gibi zaçmazapan konuşmalar.. lan olm işini mi yok da kız güzelmiş çikinmiş onun derdine düştünüz... hee ben de gördüm o tüyap'ta çekilmiş fotoyu, pek iç açar bi foto değil. ki eminim pucca'nın da en bayıldığı hali değildir.. ama yane size ne lan güzelmiş çikinmiş... lan yazar bu kız yazar, yazdığını seversin sevmezsin o sana kalmış eyvallah da bir yazardan güzel olmasını beklemek nası bi kafa! beni en şaşırtan da bunu hayranı olduğunu belirtenlerin yazması.. ayrıca karşınızdaki kişi bülent ersoy değil aq! interneti takip eden yazdıklarınızı günü gününe  gören, okuyan bilen bi kişi. hadi tamam tipini beğenmedin, ama yani kızın kendi sayfasında ayy çok çirkinmişsin falan yazmak nedir! o nasıl bi nezaketsizliktir! sizin aldığınız eğitime, aile terbiyesine sıçim ben oldu mu! bu insanlar acaba sokakta falan beğenmedikleri insanları çevirip "ay iğrençsin çok çirkinsin" falan diyecek göte sahipler mi o da ayrı konu.. hadsizlik işte.. bu arada ben de sabahattin ali'yi çok severdim, ama boyu kısaymış, tıknaz götten bacaklının tekiymiş, ha bi de dörtgözmüş.. hayatta okumam artık, iğrenç.. desem oldu mu ! olmadı di mi! olmaz çünkü saçma.. 
diğer buna benzer saçma olaysa bir o kadar gerzekçe.. cemre seyirciler tarafından beğenilmediği için dizideki rolü azaltılacakmış, çünkü güzel  değilmiş, çünkü o hiç güzel olmadığı için reytingler düşmüş... bu gerçek değildir di mi!  dizide de sanki venezuelalı kainat güzelini oynuyodu zaten, çok güzel olması lazım! hay allahım hay!  bu kızlara bunları diyen-yazan, kadınları yaptıkları işe, donanımlarına, insanlıklarına bakarak değil de sadece ilk 3 saniyede gördüklerine bakarak değerlendiren tüm bokbeyinlileri allaha havale ediyorum! ha bi de bu skimsokum şeyleri söyleyen kadınlara ayrıca gıcığım, onu da belirteyim.
kadının kadına düşmanlığı demişken allah belanızı versin ayşe ve ali taran çifti! bu giriş sonucu neler düşündüğümü gayet açık ettim daha bişi sölemeye gerek duymuyorum ama şöyle bir durum var.. bu bok çiftin evlendiği günlerde ben de evlenme işleri içindeydim, hazırlık falan..  bu dönemi yaşayan kızlar bilir ki; gördüünüz her gelinlik fotosuna bakarsınız, o amaçla maksat gelinlik incelemek falan derken arkasındaki hikayeyi de öğrenmiş oldum.. şimdi herkesin herşeyi bildiğini varsayarak şunu demek istiyorum.. AÖ denen kız evlenme hayalleri kuran bi tip midir bilemem, ama yani o gelinlik (ki onu da öğrendim,gelinlik falan değil, hazır giyimden aceleyle alınmış beyaz bir elbise) kolayına hiç bi kızın hayali falan olamaz... acaba dedim hamile falan mı kaldı da orada hasta bi kadın varken böyle yangından mal kaçırır gibi evlendi bunlar.. e zaman geçti öyle bişe de yok.. bilmediğim bir şey daha var ki aynı dönem Selma hanımın hastalığının en fena günleriymiş, bugün öğlen oğlunu izledim, belli çocuğun yüzünden, bekliyormuş bu ölümü.. 

şimdi toplamak gerekirse, sen  AÖ! belli ki gelinlik hayalleri kurmayan bir kadın! ( ki yine söylüyorum zaten bu şekilde, hasta bir kadını ezip geçerek evlenmek kimsenin hayali olamaz),  ve sen AT! ömrünün çok zamanını birlikte geçirdiğin, ondan bir çocuğun olan kadının hastalığının en zor günlerinde onu bırakmış adam! çok mu lazımdı lan dağa taşa evlendik mutluyuz diye ilan etmeniz! bari bu kadın son günlerinde bunları yaşamasaydı, ben bile bu kadar alakasız bi kişiyken bin defa karşıma çıktı evlilik haberiniz! gizli evlenmek niyetindelermiş! sizin gizlinize benim bacağım girsin! acelesi neydi, tokuşmak mı! ay yani şunu bile dicem malesef ama o kadar tokuşma derdindeyseniz, gizli saklı yapılacak şey odur! evlenmek değil! ha aşık mı oldunuz!(senin o baygın hülyalı bakan resimlerine sokim e mi ayşe!), aşk ne lan aşk ne! böyle aşk mı olur ! böyle can yaka yaka, hasta bir insanı eze eze.. allahınızdan bulun lan! bi de bugün AT çıkmış gazetecilere "selma son günlerinde mutluydu" diyo... ben de senin için  hayatının son günlerinde aynı şeyleri yaşayıp aynı şekilde ölmeni diliyorum sayın AT, madem Selma mutluydu, sorun yapmazsın bu sonu beklerken..

ay uff güya magazin yazcaktım, böyle cumartesilik falan ama  yine olmadı, yine ağır girdik..

5 Kas 2011

Uzun zamandır ne bir şey yazabildim

ne de paylaşabildim.. önce tembelliğime verdim falan ama işin aslı şu ki yakın zamanda yüzlerce belki de binlerce insanın hayatını karartan deprem ve bu deprem sonrası evsiz kalan bir o kadar insan varken burada bir şeyler paylaşmaktan utandım sanırım..
soğuk, kar, kış derken.. tüm bunları düşünmesi bile içimi acıtırken.. peki bugün ne oldu, yeterince üzüldüm ve bitti mi yani.. hayır, ne o insanların acıları bitti, ne de yaşadıkları sıkıntılar.. hayır bitmedi hatta belki asıl şimdi başlıyor o sıkıntılar.. yeni bir hayat kurma çabaları.. bazen bunları düşündükçe hiç bir şey yapasım gelmiyor, yorganı kafama çekmek ve yataktan çıkmadan içine doğduğum dünyaya küfürler savurmak geliyor içimden.. ama o da olmuyor..
tam da deprem görüntülerinin azalmasından yüz bulup aklımı başka şeylere, hayatımla ilgili, kendime ait şeylere verebilmeye başlamışken bu kez de N.Ç. davasından çıkan sonuç yine beni insan olmaktan utandırdı.. ben bu konuda ne diyeceğimi bilemiyorum.. sesim kısılıyor bağırmak istedikçe.. gözümün önüne, ismini kodlayan o iki harf geldikçe o küçük kızın yaşadıklarını düşünmek bile ne kadar rahatsız ediyor, peki o yaşarken neler hissetti.. bilemiyorum.. aslında ben hiç bir şey bilmiyorum.. ne yapacağımı, neden yaşadığımı, neden yaşadığımızı, bir çocuğu bile korumaktan bu kadar acizken nasıl hayatla ilgili planlar projeler yapıp hayaller kurabildiğimizi.. anlamıyorum ama bir o anlamadığım arada bir şeyler oluyor ve yaşam mıdır o ne sikimse artık, bize yaşamakla ilgili sanırım içgüdüsel olan bir emir veriyor.. önüne bak, kendinle ilgilen, sevdiklerini, sahip olduklarını kaybetme ve hayatta kal.. bu emire itaat etmek aslında bazen zor, ama emir diyerek işin içinden sıyrılması bir o kadar kolay.. lakaytça "napıcaeaan hacı allaaan emri" mi diycen yoksa bu olan bitenin ğırlığı, utancı altında ezilip atcan mı kendini bi yerden.. atamıyosun ki! yemiyo çünkü, sen yer desen kaybedeceklerin yanında seni kaybedeceklerin yüzü sadece ama sadece bir saniye gözünün önüne gelse "tamam" diyosun oyuna devam.. devam..devam..
bir de bunu "insanın sahip olduğu en öncelikli içgüdü hayatta kalma içgüdüsüdür" deyip akademik boklara bularsan, yaptığın her bir eylemin dünyaya hizmet amacı taşıması sorumluluğundan kurtulursun.. o da zaten tadından yenmez... yenmez ama tadından mı yoksa boğazında düğümlenen hıçkırık olduğundan mı orasını düşünmek bugün için sanırım yeterince kafa karıştırıcı.. oooff off ne uykusuz kafalarla destanlar yazdım burda ve burda olmayan sayfalarda.. şimdi günün en aklı yerinde vaktinde bile toparlayamıyorum cümleleri.. diyeceğim odur ki: oyuna devam devam oyuna devam.. meğer bazen şairlerin bize söylenecek çok da bir şey bırakmadıkları doğruymuş.. ve ben hiç bir şey bilmiyorum..

Follow this blog with bloglovin

Follow on Bloglovin
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...