20 Ara 2011

endonezya polisi, götsünüz olm topunuz!

rahat bıraksanıza lan çocukları! nedir o saç kesmeler, sıraya dizmeler falan! sizin o bok rejiminiz daha mı kıymetli şu kızcığın gözyaşlarından.. 
neyse haber bu:  radikal haber
sanal destek için etkinlik de burada :facebook event

sevgili evren, 31 aralık gecesi aynısından istiyorum bak


çok eskiden bi gün Peyote'de içerken..


meltem'le terasta kafamız bi milyor halde, o an çok şahane olduğuna emin olduğumuz bir kararla deli bi organizeyşın yapma kararı vermiştik. evet en kısa zamanda 1. geleneksel peyote erkek güzellik yarışması düzenlemeliydik.. o kadar içmişiz ki üşenmeden bütün detayları planlamıştık o kafayla.. önce mayolu geçiş, ardından yetenek şovu falan.. ahahha ama çok eğlenmiştik hak'aten .. ama o zaman bu zaman bu süpersonik geceyi unutmuştum ben.. ta ki az önce tumblr'da şu yandaki fotoyu görene kadar.. evet tam olarak bööle bi şey olmalıydı.. neyse bi daha sefere artık..

çok çikinsin nan o kaşlar falan ama resme yakışmışın o ayrı


dear Cesaria.. have a good trip madam..


18 Ara 2011

süper fotoğrafmış :)



aman annemmmm! Gugu bayılcak sana



senin o rahat tavrını, tarzını, ekose eteğini yiring


şimdi bunu paylaştım falan ya..

sanma ki havalimanlarında falan bööle artiz artiz geziyorum, bidiğin kot tişört 
benim uçaklar hep sabahın köründe yaoo! kotu bulduğuma şükrediyorum o saatte
ama bi gün sırf gıcıklığına yapcam nan, çok hasedim bu karılara

dert sahibi ilust

bekleyin daha ne biçim mahfedeceğiz dünyayı demenin kibar yolu

dedemin insanları dediler gittik

film güzel, gerçekten güzel.. çok çok güzel değil ama güzel işte, daha ne olcaktı di mi..
ama var ya bi dede var, boşuna filme ismini vermemiş bu dede.. laf olsun diye değil.. şahane bir karakter, uzun zamandır türk sinemasında böyle hayran olunası, böyle sağlam bir karakter görmedim ben, güzel filmler çıkmıştır eyvallah da, genel olarak senaryoya dayanan güzelliklerdi hep.. bu filmde öyle değil.. bu filmi güzel yapan bu dede ve karakteri.. ve tabi ki çetin tekindor.. 
ha bi de gökçe bahadır'ı çok beğendik biz Arnin'le.. o da filmin bir diğer güzel karakteriydi, çok kadın, çok anne, çok şahane bir anne olmuş ondan da..
bi de Ozan'ın büyümüş halini oynayan oğlan, o ses, o tip falan hiç uymamış sanki, ne biliim ööle geldi bize..başkası olaymış iyimiş.. bi layfstayl yazarı sonik olmam eksikti, haftasonu geldi sinema yazarı oldum sanki, pöef götümün eleştirmeni.. :P neyse neyse.. bu alttaki de filmin fragmanı olüor
http://www.youtube.com/watch?v=mRH538E9mk4

haftaya da buna gitcez sanırım ööle gözüküo..
http://www.youtube.com/watch?v=77UdYWDkgVE


17 Ara 2011

9 Ara 2011

benim bir arkadaşım vardı..

ve bu resmi görünce aklıma o geldi.. hiç böyle bişi giymedi ama görse sever, denerdi büyük ihtimalle.. görse diyorum göstersem diyemiyorum.. çünkü konuşmuyorum onla.. çünkü o ve ben ne kadar eğlensek de aslında hep acıda buluştuk, hep ezik tarafımızda.. ben onun ve o da benim.. bir zamanlar çok güzel günler yaşadık, çok sürmedi ama içinde çok şey vardı o günlerin.. barlar, konserler, evler, şahidi olunan ilişkiler..
o yanımda oturur sigarasını sarar konuşmaya başlardı, ben o konuştukça daha da dinlemez olur sadece yüzünü izlerdim.. 'elma kurdu' lakaplı bir türlü manitası olmaya yanaşmayan gerzeğin ona neler dediğini anlatırdı saatlerce, sonra her kızın her kız arkadaşına sorduğu gibi 'acaba ne demek istedi sence' derdi.. cevap verirdim dinlemezdi.. kendi kendine, o turuncu sevimli kafasının içinden bin tane şey geçirir söylediklerimi dinler gibi yaparken sigaranın da etkisiyle kendi kafasının derinliklerine dalıp giderdi.. ona söylediğim her şey "önce şu boku bi bırak, sonra da şu oğlandan kurtul'la başlar ve yine aynı şekilde biterdi.. o hiç duymazdı ama söylediklerimi.. ben de içimden 'acaba bu bok mu onu bu kadar dünyadan uzaklaştıran yoksa hep olduramayışı kaderi mi harbiden' diye düşünür, bi cevap bulamazdım.. bi gün bir şey yaptı, çok saçma bir şey ama, işte yapılmamaması gereken bişi.. sonra işinden oldu.. ben 'kafası iyi gitti yine işe' diye düşündüm hemen.. söyledim.. kızdı bana, hem de çok kızdı.. " hayır olm kafam iyi değildi, aksine bişi içmeden gitmiştim işe, anlasana ben artık sigara içmediğim zaman normal olamıyorum, insanların dünyasını ancak o zaman yakalayabiliyorum" diye söylendi.. söylerken kendi de farketti.. bu normal sandığı normal olmayandı.. biraz durduk öyle sessiz sessiz, ben içlendim, o meşhur soslu makarnalarından birini yaptı, oturduk yedik.. yemek sonrası kahve derken yeni bi sigara daha sardı, unuttu.. ben hala unutmadım..
tüm bunlar olurken ikimiz de farklı farklı bi sürü yerde çalıştık, hayatımıza iş-aşk-arkadaş formatında bi dünya insan girdi.. ben hep aynı aşk ekseninde dolaşırken, döndüğüm eksende bir sistem oluşturmaya çalışırken o da kendi eksenindeki adamlarla cebelleşti.. benden hep onlarla ilgili seçimlerinde yardım etmemi istedi, "hangisi sence doğru adam, o bana bunu dedi, o elimi tuttu, bu gözüme baktı, bu beni eve attı, galiba tek derdi yataktı, naapsam ne etsem" gibi aynı soruları sordu ben de ona hep "bırak o ne demiş bu ne yapmış bununki ne zaman kalkmış, siktret olm hepsini, sen kimi istiyosun bana bunlarla gel" dedim.. dedim de o yine kendi kafasında kayboldu.. o kayboldukça ben olduğumuz odada, evde, barda, her neresiyse orada yalnız kaldım.. hani sevgiliyken yalnız hissetmek vardır ya, arkadaşınlayken yalnız hissetmek de bi o kadar, belki daha beter bok bişi aq! bi zaman geldi ben onla yalnızlıktan o kadar sıkıldım ki bi yandan elimden geldiğince kırıp dökmemeye çalışarak ona bunu anlatmaya çalışırken diğer yandan 'yalnızlıktan sıkılacaksam evimde sıkılırım abi' deyip kendimi ondan uzak tutmaya çalıştım.. bilerek diyemem..  bilinçsizce hiç diyemem ve sanırım doğru tabir  'istemeden de olsa' olmalı.. istemeden ama bilerek uzaklaştım ondan..
kendi kendime aramızda yeni arkadaşlık formatları geliştirmeye çabaladım.. bi süre az ve öz ve de dışarıda görüşürsek, ne biliim işte bi bar programına, bi konsere falan giderken takılalım, hem konsere odaklanır yine birlikte olmuş oluruz, hem de beni sorularla darlamaz dedim.. dedim ama oldu mu.. olmadı..  asla unutmuyorum bi gece, hayal kahvesinde sıfır km dinleyelim dedik, ortalık cayır cayır ses, istese de soramadı tabi bişi, konuşmadan sadece müzik.. sonra program bitti, herkes gitti, ama sonra nooldu bilmem içerde 5-10 kişi varken levent yüksel çıktı sahneye tekrar, 'çok içimden geldi affedin' deyip medcezir çalmaya başladı.. ben lise hayatımı bu şarkıyla geçirdim, çok önemlidir benim için.. öyle bir an ki..  bilen bilir işte, merdivenin tepesindeyim, etrafta sahneyi görmemi, dahası duymamı engelleyen hiç bi şey yok, kafam tam müzik dinleyecek kıvamda, LY şahane bir şekilde, içime dokunduğunu hissedercesine söylerken bana ve oradaki herkesin tek tek gözüne bakıyor..  işte hayatımın en güzel medcezir'i derken.. hop yanımda benim turuncu kafa, "ayy gördün mü bilmemkim de burda, of sana anlatmış mıydım bunlada bööle bööle oldu"...  ilk bi gülüp geçtim, eğildim kulağına dedim ki" lütfen, şimdi bu anı bozma, birazdan.." dedim ama suratını astı bi, sonra 3 saniye geçmeden o 'anlatma, sorma, konuşma' dediğim hikayeyi anlatmaya başladı.. off dedim tamam sikerim ızdırabını, susmicak, anlat aq anlat hadi.. o şahane andan etti ya beni, hala kızgınım, ama o bilmez, daha doğrusu unutmuştur..
unutsun canı sağolsun.. her neyse, yani ben bu formatı da beceremedim, doğrultmaya çalıştığım arkadaşlığımız bu formatla her an patlayabilirdi, çünkü aynı şeyi ikinciye yaşasam çok fena gürlicektim, olmicakti... üzülünce 5 yaşında bi kız çocuğu gibi bakıyodu bana..

tüm bu denemeler olurken, bu barlar, meyhaneler gırla giderken, ben ekseninde turladığım o acılı aşk filminin bir türlü baş aktristi olamazken en sonunda kendi kendime lan dedim sikerim aşkını da, barını da, işini de tümden bu hayatını da.. olmicak aq! bu kodumunun hayatını doğrultmanın başka bi yolu olmalı dedim ve son derce hayvani bir kararlılıkla her geçen gün bir şeyleri değiştirmenin derdine düştüm.. işte okul fikri de o zaman kesinleşti kafamda, sonra istanbul'dan gitme ve soktumunun aşk zehrini bünyeden akıtma, temizlenme.. hepsi o zamanın o günlerin bulantısındandı.. ve bunlar olurken ona, turuncu kafa'ya hep dedim.. 'bak ben her şeyi değiştiriyorum, ama yaratmaya çalıştığım bu yeni dünyada seni de istiyorum, sadece çabala, beni istiyorsan hayatında benim için değil kendin için değiştir bir şeyleri' dedim defalarca.. dinledi beni, bazen anladı bazen anlamadı, ama her muhabbetin sonunda o bir sigara daha sardı...
sonra ben çok değil, bir yaz sonra dipten çıkmanın bir yolunu buldum, ama öyle şansına falan değil, kendimi hapsettiğim o hapishaneden yine kendi tırnaklarımla kazdığım tünelle çıkmaya yaklaştım, ışığı her gördüğümde daha bir hevesle kazarak.. önce istanbul'dan gittim, okula başladım.. bilmeden öyle bi okul seçmişim ki kendime, bildiğin rehabilitasyon merkezi.. her yer ağaç, toprak, çim.. sonra yaklaşık bir sene yapayalnızdım.. içimde kirlenmiş ne kadar yer varsa çimlerde oturarak, toprağa verdim hepsini.. boşalttım, attım..

turuncu kafa yine de hayatımdaydı, artık 'orada' deildim, onu görmüyordum ama hep aklımdaydı, bazen de mesajlaşıyorduk.. sonra bi gün tatil dediler, istanbul'a döndüm.. aradım, hadi gel dedim, onu beklerken değişmiş olmasını, anlamış olmasını diledim sadece.. sonra geldi sarıldık, çok özlemişim onu farkettim ama dakikalar geçtikçe yine uzaklaştı benden, kendi derinliğine daldı gitti.. arada yeni hayatımla ilgili sorular sordu yine cevabını dinlemedi.. o gün öyle geçti, ona gittim, sabahladık falan..
sonra eve döndüm.. ve bir daha aramadım onu.. çok kötü hissettim kendimi o bilmiyor.. görmeyi çok istediğim günler oldu ama aramadım, tatil bitti, yeni yuvama döndüm.. o gün bu gün aramadım.. evleneceğimi öğrendiğinde çok şaşırmıştı hatta sevinmiş gibiydi.. ama o gün geldiğinde bile yoktu, aramadım, çağırmadım.. "ayakkabının altına adımı yazcan mı lan" demişti, ama ben bunu dediğini bile bu yazıyı yazarken hatırladım.. bilinçaltımda bir yer onu unutarak cezalandırmaya mı çalıştı yoksa tamamen kendini koruma içgüdüsü mü bu bilmiyorum.. 
unutma konusunda başarılıyımdır, ama işte bazen bi koku gelir burnuna, ya da şimdi olduğu gibi bi resim görürsün burnunun direği sızlar, unutmadığını hatırlarsın.. turuncu kafa hayatımdaki her şeyden olduğu gibi blogumdan da habersiz, ama sanırım ben onu unutmadığımı söylemek istedim kendi kendime..
ah be tavşan suratlı, bi gün sertab erener konserine gidiyorduk senle, aralardan derelerden yol bulmaya çalışırken, akşam karanlığında, dolu bi taksinin arkasından, götümün altında bi etekle deli karılar gibi koşturmuştum, sen de duruma gülmekten 'vazgeç taksi dolu' diyememiştin.. başka bi gün hatta günler hatırlıyorum, habire evde bailey's içip duman dinlediğimiz, erkek müzisyen tayfanın duman'ı kıskandıkları için bokladıklarına karar verdiğimiz, hayatımızdaki tüm erkeklerle sonu gelmez kafalar bulmamız falan.. sürekli senin evi  toplardık, sen bana temizleme üstadı derdin, yalnızken götü kaldırmaz ben gelince 'hadi bana çözüm bul, bunu nere koyim, şunu nereye sokim' falan derdin.. bi gün makyaj çekmecenden üçlü prizle çekiç çıkmıştı çok gülmüştük.. ben tonbalıklı makarnayı, tulum peynirli domatesi yapmayı senden öğrendim, hala her yaptığımda içim bi tuhaf olur bilmiyosun.. sonra en son günlerimizden biri.. 1 sene ders çalışıp sınavdan alnımın akıyla çıkınca bana mfö konseri ısmarlamıştın.. konser bitince birlikte tuvalete gittik, "keşke çok güzel olsaydım" demiştin aynaya bakıp, çok üzülmüştüm ve bilmiyordun ki aslında sen hep çok güzeldin.. ama keşke sen de kendini sevseydin, keşke kendini 'uğraşmaya değmez vaka' olarak görmeseydin, keşke biraz daha çabalasaydın doğru adımlarla.. o zaman belki çok başka olurdu be turuncu kafa..
ha bi de bu şarkı var karşıma çıktıkça seni hatırlatan...
çünkü..kendisi bir garip melek farkına varmamız gerek

neden bu kadar çok kahve içiyorsun?

diye sorduklarında ağzımdan sadece "kafein bağımlısıyım karışma aga" gibisinden bişiler çıkıyor.. tabi sorana bağlı olarak cevabın kibarlaşma oranı değişebiliyor da.. ama kahve olmasa olmuyor işte.. aslında hiç bir şeylere yetemezken ayakta kalmak, gerektiğinde ve canım istediğinde az uyumak falan falan gibi bi ton sebep yüzünden kendimi harcıyorum onun da farkındayım tabi.. ama full time devam zorunluluğu olan ve de notlarımı okulsal sebepsel yüzünden yüksek tutmak zorunda olduğum bir okulum var.. bir diğer taraftan gayet evli bi kişi olarak günde en fazla 6-7 saat görsem de Arnin'e güzel görünme, onun yanında bi hoş olma isteğimin olduğunu da düşün.. Arnin'in yemek yapmanın y'sinden bihaber olduğunu ve benim ona yemek yapmaya ne kadar bayıldığımı da ekle üstüne.. hiç bişi yapmadan sadece onla zaman geçirme, soppet muhabbet fasılları, tv izleyip eğlenmeceler de var... sonra nette, bloglarda fink atmaya ne kadar meraklı olduğum gerçeği var bi de... üzerine günlük kitap okuma rutininden de ekle 1er saat.. of yani yazmaya hem yoruldum hem sıkıldım, daha bi ton şey var her gün her gün yapmam gereken ve ben hiç bir gün hepsini aynı gün içinde yapma isteğinde değilim.. tek tek bakınca gerçekten sevdiğim şeyler var hayatımda ve hepsi için her gün şükrediyorum.. ama gel gör ki hepsini aynı güne sığdırma zorunluluğum beni deli ediyor.. hangi kolumla neye uzanacağımı, kaç parçaya bölünebileceğimi, neye nasıl yeteceğimi bilmiyorum.. şimdi mesela sabah saat 05.39 tam olarak.. yine uyumadım ve şimdiden sonra uyuyamam çünkü sabah 9.30 dersim var ve akşam 6.30'a kadar okuldayım.. bu arada aralıksız evet evet yanlış görmedin canımın içi, tam  9 saat dersim var.. mübarek cuma mı artık lanetli cuma mı bilemiciim.. shit! 
bu sıralar işin içinden pek çıkamıyorum.. dün aklıma geldi, nette kesin benim gibi zamanı yettiremeyen kerizlerin önerileri vardır deyip ufak bi araştırma yaptım, bloglardan girdim pinterest'ten çıktım falan ama yok yahu! evli kadın için var, evli ve çocuklu kadın için var, evli ve çalışan kadın için var ama evli ve okullu kadın için kimsenin hiç bi önerisi yok.. acaba hiç mi evli-okullu kadın yok! saçma illaki vardır dedim içimden, ama herhalde kafayı işlerden kaldırıp da  öneri yazmaya zamanları yok dedim.. çok makul geldi bu süpersonik fikrim, aramayı bıraktım tabi... kendi kendime bulduklarımdan bi potpuri(80's forever) yapmaya, her yerlere yapıştırdığım post-it yöntemine devam etmeye ve de zaman yönetimi üzerine daha çok kafa patlatmaya karar verdim.. yapmak lazım... bi de bu aralar yazarken kendimi çok sıkıcı hissediyorum, umarım geçicidir..

Sonik vicdani retçidir!

aynı fikirdeysen imzala

high school fashion 1969

zaman makinası istiyorum, şutlayın beni örtün üstüme çiçekleri ;) 
büyük resim için tikıtık


kaynak en sevdiğim bloglardan

ayın haset edileni, rozpusu gancığı


çüş!

zavallı sonik bazen diyecek bir şey bulamaz

gızlara vintage makyajlar...






canım fiyonk! sen benim yeni yıl partisi saçım olsana, çok yakışcaz lan birbirimize 

Follow this blog with bloglovin

Follow on Bloglovin
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...