11 Ağu 2010

En yakın arkadaşım evleniyor!

Henüz önümüzde atlatmamız gereken bi’ nişan vızvız evresi var gerçi ama yaza doğru 
düğünü  yapcaz orası kesin. Tabi şimdi ‘onlar’ yerine ‘biz’ demem biraz tuhaf gibi ama 
evlenmeyi kafaya koymuş bu iki kişiye olan çok büyük sevgim dolasiile 'biz' demem daha uygun. 

Hem kendileri çift olarak bana geçenlerde çok güzel ve içli bir mesaj attıklarında cevaben "ben de sizinle evlenmek istiyorum" dedim. Değerlendirmeye aldılar mı bilmiyorum; ama olsun kafaya koydum, ben de onlarla evlencem. Neyse, benim bu ‘gelin kişisi' arkadaşımın evlenmesi, farkettim ki bana uzun zamandır unuttuğum bir toplumsal durumu hatırlattı. Bi’ kere hani böyle ‘ ailenin süper yengesi ’ insanlar vardır. Bunlar genellikle çok da geçimsiz insanlar olmakla birlikte, lafını hiç esirgemez, ortalık yerde rezil ediverirler insanı. Sohbet süperdir eğleniyo’sundur falan ama diyelim ki ortama densizin biri girdi, kendisi gibi densiz de bi’ laf etti. Herkes aman bi’ gitse de kurtulsak derken bu insan tipi bir anda öyle bi’ laf eder ki içinden ‘ohh-haa yuhh çööşş yöhhh!’ dersin. Bilirsin senle bi’ alakası yoktur ettiği lafın ama öyle ağır laf sokar ki sen bile korkarsın.

Mesela annem de bizim ailenin süper yengesidir. Dünyanın en bal yanaklı annesi olması yanında, dili üç ton ağırlığında delinin tekidir. Sülalede herkes bi’ tırsar annemden, allahım öyle bet bi’ bakışı vardır ki tepesi attı mı ne evlat tanır ne kardeş ne bişi! Evet böyle süper bet kişilerdir ama gel gör ki bu insanlardan şahane düğün dernek organizatörü olur. Bi’ kere doğuştan bet olma yetisi tanıyan bu kişilerin sevgisi de betliği kadar güçlüdür. Küçük Emrah kardeşimizin dediği gibi ‘sevdi mi tam sever sildi mi bir kalemde’ insanlardır bunlar. Düğünü derneği olan insan ilk iş olarak anneme danışmayı akıl edemediyse bile o daha nişan faslında ortada salak salak dolanan insan topluluğuna tahammül edemeyip olaya el koyar. Önce gelin-damat ve ‘parents’ tayfası ortamdan uzaklaştırılır, sonra anında süper bi’ görev dağılımı yapar. Mesela ehliyeti olanlar hemen şöför olarak bellenir, mutfak işinden anlayanları bi’ yere toplar onların da en sözü geçenini şef ilan eder. Ailenin sevilen, güleryüzlü kız ve oğlanlarını misafirlerle ilgilenmeleri için işlerden özellikle muaf tutar ki bunlardan biri genellikle abimdir. Sonra etrafta aptal aptal koşturan çoluk çocuğu ortalıktan götürsün diye genellikle yaşı en fazla 15 olan yeğenlerden birine ‘hadi canım al sen şu parayı çocukları bakkala götür’ diye ayrıca bi’ vazife verilir. İçki içeceği ve merasim neyse onun daha sonu gelmeden sarhoş olacağı belli olan amcalar-dayılar tayfasına sahip çıksın diye aklı başında erkek yeğenlerden biri görevlendirilir ve kendisi ‘bunlar pasta kesilirken oynamaya başlarsa bak ben sana sorarım o zaman’ şeklinde tehdit edilir. ki annemin tehditkar sözlerinden sonra aynı erkek yeğenin merasim boyunca ortalıkta yusufyusuf diye dolaşması kesindir. Ailenin süper yengesi annem tüm bunlar olurken kimseyle iki cümleden fazla diyalog kurmaz. Tüm bu hiyerarşik ve bir o kadar da sağlam düzeni öyle görünmez, öyle çaktırmadan bir şekilde kurar ki kendisi dahi düğün dernek bittiğinde neden o kadar yorulduğunu anlayamaz. Aylardır ‘ay şu düğün olsa da bi’ güzel oynasak’ şeklinde hayallar kuran, düğünde gözüne özellikle karşı taraftan eş adayı kestirmek için aylarca süzülme-süzgün bakma ve elbette elbise provaları yapan, bekar kız ve erkek yeğenlerini söylemesi ayıp hizmetçi gibi çalıştırır ama herşey bitip de başlı kıçlı yatmak üzere, sülelecek eve dönüldüğünde kendisine ‘ ayy teyze, ben hiç bişi anlamadım, ya hizmetçi gibi çalıştırdın bizi’ diye söylenen ‘eleman’larına “şşşş sus bakim! Biz düğün sahibiyiz, insanın kendi düğününde iş yapması hizmetçilik midir.cık cık cık” şeklinde bi’ güzel çemkirir. E tabi bu kadar betlikten sonra biraz da bir sonraki macera için askerlerini diri tutmak zorunda olan bir komutan bilinciyle, yatıya kalınacak evin salonunda toplanmış yeğenler topluluğuna sabaha kadar sürecek bir dedikodu faslı başlatılır. Bi’ kere o kadar telaşın içinde bırak giyilen elbiseyi hangi teyze-abla-yengenin ne renk ruj sürdüğüne kadar hatırlaması anlaşılacak gibi değildir. En gencinden yaşlısına özellikle de karşı tarafın akrabalarına ‘rüküş, görmemiş, ayyaş, soytarı…’ gibisinden bilumum laflar giydirilerek sabaha doğru uyunduğunda artık bütün gün ‘hizmetçi’ gibi çalıştırılmış herkesin gönlü annem tarafından tek tek alınmış hatta bir sonraki düğün için süper motive edilmiş durumdadır. Valla o kadar anlattım, anlatırken bir kez daha anladım ki Pink Floyd Türkiye’ye gelse annem o konseri bile en iyi şekilde organize edecek tek insandır. Ahmet San kimmiş, annem ona çocukları bile emanet etmez, anca mutfağa sokar da bulaşık falan yıkattırır.

Follow this blog with bloglovin

Follow on Bloglovin
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...