11 Ağu 2010

evet işte geldim burdayım...

zaten en son yazmışım "i'll back" diye ama tabi bir kaç saat önce yazmışım gibi gözükse de kimseyi kandırmaya gerek yok, dediğim gibi blog şifresini unutunca e o arada nedense yazma isteğim de olmayınca son postun üzerinden aslında bir sene geçti. belki daha fazla bilmiyorum. e blogu da buraya taşıdık, onu da söyledim. ayar mayar derken bitti aslında hepsi. şimdi yeni şeyler yumurtlamak lazım.
hiç bir zaman günü gününe yazmayı sevmedim, aslında istesem de yazacak fırsatım olmadı. aslında tam olarak şöyle oluyor. eğer yazacak fırsatım olduysa demek ki bol bol yaymışım, anlatacak bir şeyim de yokmuş. anlatacak şeylerim olduğunda da çok iş varmış demek başımda. aman uf çok uzattım. e o kadar ara verdim, kas hafızası diye bişi var, parmaklarım blog yazmayı unutmuş. bugün yine uyumadan sabah ettiğim günlerdendi, şimdi akşam olmak üzere. ama cin gibiyim (türk kahvesi sen ne müthiş bi icatsın) ve ara ara kısa kısa bişiler yazıcam. aslında var ya bişi diyim mi bu postu okumaya bile gerek yok, öyle boş konuştum! ben bi ara vereyim,kendimi bile baydım!

She's lost control...


Bol sigara dumanı-kahve telvesi eşliğinde geçirilmesi allahın emri ders çalışma günlerinin ardından şu final dönemini de bi’ güzel atlattıktan sonra ara sıra özlediğim bazen de ağır küfürler eşliğinde andığım İstanbul’a birkaç gün içerisinde ayak basmış olmayı planlıyorum!
Tüm bunlar olurken bırak net-msn vs, bilgisayar başında ders notu çıkarmak dışında herhangi bir şey yapmam bile pek mümkün görünmüyor! Sonra zaten istanbul’a gitmek, her fırsatta anne yemeği yemek, deli gibi özlenen arkadaş-kanka-aile topluluğuyla takılmak, taxim-kadıköy hattında günlerce fink atmak, bar meyhane gezip ‘ içme-sarhoş olma-kusma-sızma ’ dörtlüsünü layıkıyla başarmak, her seferinde lanet edilen ama herşeye rağmen piskopatça zevk alınan anneyle alışverişe çıkma ritüelini gerçekleştirmek, evde kalınan akşamlar ise anneyle yaprak sararken gözüm tv’de prison break izleyip kültür şoku yaşamak ve o ara elbette sürekli tıkınmak gibi planlarım var.
Neyse uzun lafın kısası bir süre bu sayfada yeni hiçbir şey olmayacak ama pek muhterem arkadaşım arnold’un söylediği gibi:
“ i’ll be back! ”
Son olarak İstanbul’da beni bekleyen tüm yarenlerime gözdağı vermek amacıyla, güzide müzik arşivimden seçtiğim en manidar şarkıyı çalmak istiyorum:
Joy Division’dan geliyor… SHE’S LOST CONTROL!
;) 

Bazen diyorum ki hani şöyle bir makine olsa...


Beynimin karanlık dehizlerinde birbirine yapışık duran milyonlarca fikrimi birbirinden ayrıştırıp güzel bir word dosyası haline getirse de
ben hiç uğraşmasam bir şeyler yazmakla falan! Boş vakitlerimi de o süper şahane fikirlerimi okuyarak geçirsem. Evet biliyorum çok saçma ama aslında değil! Kalıbımı basarım ki ordan bi’ sürü süper proce çıkar. En az bir iki film senaryosu, sonra nobel’e aday oldurucak sayı ve kalitede değişik değişik kitap, sonra konulu(!) filmler ohooo daha neler neler… Para bile kazanabilirim bence bu sayede. En iyisi bu aralar bilgisayar mühendisliğinin ordaki kafede takılmak! Belki o süper zekalardan birini kandırırım da yardımcı olur bana bu harikulade fikrimi hayata geçirmemde :) hahhaha çok eğlendim

Şu anda sting dinliyorum...

Gerçekten sting flan dinlemeye bayıldığım için kendimle ne kadar övünsem azdır. Bi’ röportaj ortamında falan sanatçılara sorarlar misal ne dinnionuz die. Verilen cevap hep fix, bi’ sting bi’ de bülent ortaçgil. Bu öğrenilmiş bişi, zaten bortaçgil dinlemek bu millet için sınıf atlamak demek o zaman daha bi’ havalı oluyo’ öğrendim; ama be kardeşim sting’i ne karıştırıyo’sunuz. O benim babam gibi adam, kalender bi’ kişi ayrıca gençliği de cillop süt kaymak ayrıca çok güzel şarkı söylüyo’ ayrıca çok içli söz yazıyo’ neyse yani diceem odur ki ben gerçek bi sting hayranıyım, bu uğurda alnıma STING diye dövme bile yaptırırım! Yani o kadar manyak değilim durduk yere yaptırtmam ama misal sarhoşken fln çok pis gaza maza getirir, kafamı bozarlarsa gidip anında yaptırırım. O kadar !
Gerçi o dövmeyle, okulda bi’ yerde yürürken birbirlerine işaret ederler falan, o zaman biraz uyuz olurum ama beni tarif ederken “ bakh lan bak sting geçio ” dicekler diye yaptırabilirim de. Sonuçta sting çok başarılı bi şarkıcı, niye sting diyo’lar diye gocunayım ki! tam tersi bana sting denmesi benim için bir şereftir!
Bu arada okul dedim ama bizim okulda benden aşağı kalmasın harbi deli bi’ kız var. Valla hatta kız deli değil zırdeli. Okula banyo terliğiyle geliyo’. Hayır yani, yakasına yemek dökülmüş pijama giyip de geçirse ayağına terliği dersin ‘ aman dünya skinde değil pasaklının teki işte ’ ama yok yau bu kız çok değişik! Mesela ayaklarını görme: “ vaoo tarz! ” böyle kadife ceketler, üzerine soyut şallar, broşlar, kolyeler! sanırsın sergisinin kokteyline giden ressam falan, öyle tip; ama altta terlik!
Lan bu arada sabo değil parmak arası değil bildiğin plastikten banyo balkon terliği. Bu yüzden deli olduğuna karar verdim ama zırdeli olduğuna karar vermem sürekli sarı çorap giymesinden. Hani 1 milyoncu’dan alınan normal pamuklu sarı çorap işte! Öyle naylondu fileydi öyle de değil. Hatta bizim sınıftan kızlar var onnar da hep sarı çorapla görüyo’larmış.
Deli olduğu için gidip ‘ ben senle arkadaş olmak istiyorum ’ gibi bişi demek istiyorum ona ben ama deli ya şimdi çıkcak ters bişi söylicek, yapışcam saçına ‘ sktiminin manyağa sen kimsin lan ’ diye. Of o ara deliyle deli olma dicekler ama ben dayağımı yiyip oturcam kenara, neyse ben iyisi sting kalim daha iyi. “ delinin dövdüğü ” diye anılmak benim gibi meczup için bile fazla acı. küçük ve narin kalbim kaldıramass bunu...

ben herşeyin basit olanını severim!

Misal en klişe örnek 2+2=4 eder! Ortada böyle basit ama en az o kadar kesin bir doğru varken mevzu bahis 4’ü sayfa sayfa formüller, denklemler, grafikler kullanarak bulmaya çalışmak hiç bana göre değil! bu yüzden zaten matematik sevmem varyasyonlarıyla da uğraşamam!
Her şeyin başı matematik eyvallah! Dünyada olup biten fiziki herşey bilimin ışığında matematiksel olarak kontrol altında, e ona da eyvallah ama herşey fizik midir allasen? Ruh güzelliği n’olucak?

okul sayesinde bir şey daha anlamış oldum...


Çok uzun zamandır geceleri yaşıyormuşum ben. Elbette bunun böyle olduğunu biliyorum ama meğer tüm alışkanlıklarım sandığımdan daha da çok fena şekilde gece yaşama düzenine göreymiş. Mesela makyaj! Benim bildiğim makyaj kaldıkça güzelleşen bir şeydir. Hatta ben makyaj yaparım ilk gören ‘ ohoo olmamış ki ya naapmışsın sen ’ der. Ben de bilmiş bilmiş ‘ yok yok bi’ saate oturcak o yüzüme ’ derim gerçekten de öyle olur. Çünkü makyaj yaptıysam ya işe gidiyorumdur ben ya da içmeye. E o da günün akşama doğru bir vakti demektir kısacası. Bi kere en az yarım saat yol var, orda zaten hava kararmaya başlar hafiften, o ara yüzümdeki fazlalık da kendini yavaş yavaş atar akşama doğrunun güzel solukluğu içinde de ne yüzüm parlar ne farımın fazlası göze batar. Sonra bir iki saat içerisinde de yaptığım makyaj iyice oturur yüzüme, sürmeyi bir türlü alışkanlık haline getiremediğim ruj da hafif silinir falan. E o da şahane. Gecenin sonunda yüzümde iyice benle bütünleşmiş fondöten ve rimelden başka sadece akmış siyahkalem kalmıştır ki. Kendileri çalışırken yorgunluktan, içerken sarhoşluktan iyice ayyuka çıkar ki o da zaten favorimdir! Yani kısacası olay budur. Ama böyle gündüz yaşayınca meğer herşey tam tersiymiş. Bi’ kere sen yine evde aynı makyajı yapıyo’sun ama sonra okula bi’ gidiyosun: zart! kocaman güneş. Yüzünde eksik kalan her kısım ayan beyan ortada o yetmezmiş gibi en az 5-6 saat akmaz dediğin kalem güneşi görünce vıcık vıcık akıyo’ gözlerinin kenarından, sağolsun fondöten de ondan geri kalmıyo’ o da bırakıyo kendini. Yüzünün yarısı bi’ renk yarısı başka. Böyle grili siyahlı bişiler bulaşıyo’ eline tabi yüzünü elleyice. Öğğğğk! Zaten güneş olayıyla oldum olası başım dertte, deli gibi sıcak severim ama ah bi’ de keşke o güneş gözüme girip bana suratsız bi hal vermese… 
E noluyo’ tabi, en geç saat bir gibi asık suratlı bi’ maymuna dönmüş oluyorum. Etraf pembe rujlu, rujundan daha da pembe yanaklı kızlarla doluyken bende böyle her an kavgaya girecekmiş gibi bir hal! zaten erken kalkmışım uykusuzum, zaten makyajım akmış huzursuzum ve zaten kat kat da giyinmekten yorgunum derse girmişim kafam şişmiş, sırtımda laptop, kitap derken eşşek ölüsü gibi ağır gelen çanta kamburumu çıkarmış iyice! Off okuldaki halim geldi gözümün önüne de kendimden ürktüm valla bir an! Böyle bi’ tarza sahip bir insanken müstakbel manita tarafından okulda farkedilmek pek mümkün görünmüyor! Yani aslında farkedilmemem mümkün değil, güneş gözlüklü kuazimodo gibi tuhaf bir ‘ŞEY’i okulun pembe yanak-parlak dudak kombinasyonu içinde görmemek gerçekten çok zor ama işte öyle bi’ şeye de insan en fazla acıyarak falan bakar herhalde!

‘Yazııkk, akraba evliliği galibaa…’


edit: bunu yazmayı unutmuşum, babam kayıt için okula ilk gittiğimizde kızlara bakıp, bana "baksana şunlara hepsinin yanakları pembe pembe, sen çok kart kaldın bunların içinde, hoca sancaklar seni" demişti zaten bana. hain!

En yakın arkadaşım evleniyor!

Henüz önümüzde atlatmamız gereken bi’ nişan vızvız evresi var gerçi ama yaza doğru 
düğünü  yapcaz orası kesin. Tabi şimdi ‘onlar’ yerine ‘biz’ demem biraz tuhaf gibi ama 
evlenmeyi kafaya koymuş bu iki kişiye olan çok büyük sevgim dolasiile 'biz' demem daha uygun. 

Hem kendileri çift olarak bana geçenlerde çok güzel ve içli bir mesaj attıklarında cevaben "ben de sizinle evlenmek istiyorum" dedim. Değerlendirmeye aldılar mı bilmiyorum; ama olsun kafaya koydum, ben de onlarla evlencem. Neyse, benim bu ‘gelin kişisi' arkadaşımın evlenmesi, farkettim ki bana uzun zamandır unuttuğum bir toplumsal durumu hatırlattı. Bi’ kere hani böyle ‘ ailenin süper yengesi ’ insanlar vardır. Bunlar genellikle çok da geçimsiz insanlar olmakla birlikte, lafını hiç esirgemez, ortalık yerde rezil ediverirler insanı. Sohbet süperdir eğleniyo’sundur falan ama diyelim ki ortama densizin biri girdi, kendisi gibi densiz de bi’ laf etti. Herkes aman bi’ gitse de kurtulsak derken bu insan tipi bir anda öyle bi’ laf eder ki içinden ‘ohh-haa yuhh çööşş yöhhh!’ dersin. Bilirsin senle bi’ alakası yoktur ettiği lafın ama öyle ağır laf sokar ki sen bile korkarsın.

Mesela annem de bizim ailenin süper yengesidir. Dünyanın en bal yanaklı annesi olması yanında, dili üç ton ağırlığında delinin tekidir. Sülalede herkes bi’ tırsar annemden, allahım öyle bet bi’ bakışı vardır ki tepesi attı mı ne evlat tanır ne kardeş ne bişi! Evet böyle süper bet kişilerdir ama gel gör ki bu insanlardan şahane düğün dernek organizatörü olur. Bi’ kere doğuştan bet olma yetisi tanıyan bu kişilerin sevgisi de betliği kadar güçlüdür. Küçük Emrah kardeşimizin dediği gibi ‘sevdi mi tam sever sildi mi bir kalemde’ insanlardır bunlar. Düğünü derneği olan insan ilk iş olarak anneme danışmayı akıl edemediyse bile o daha nişan faslında ortada salak salak dolanan insan topluluğuna tahammül edemeyip olaya el koyar. Önce gelin-damat ve ‘parents’ tayfası ortamdan uzaklaştırılır, sonra anında süper bi’ görev dağılımı yapar. Mesela ehliyeti olanlar hemen şöför olarak bellenir, mutfak işinden anlayanları bi’ yere toplar onların da en sözü geçenini şef ilan eder. Ailenin sevilen, güleryüzlü kız ve oğlanlarını misafirlerle ilgilenmeleri için işlerden özellikle muaf tutar ki bunlardan biri genellikle abimdir. Sonra etrafta aptal aptal koşturan çoluk çocuğu ortalıktan götürsün diye genellikle yaşı en fazla 15 olan yeğenlerden birine ‘hadi canım al sen şu parayı çocukları bakkala götür’ diye ayrıca bi’ vazife verilir. İçki içeceği ve merasim neyse onun daha sonu gelmeden sarhoş olacağı belli olan amcalar-dayılar tayfasına sahip çıksın diye aklı başında erkek yeğenlerden biri görevlendirilir ve kendisi ‘bunlar pasta kesilirken oynamaya başlarsa bak ben sana sorarım o zaman’ şeklinde tehdit edilir. ki annemin tehditkar sözlerinden sonra aynı erkek yeğenin merasim boyunca ortalıkta yusufyusuf diye dolaşması kesindir. Ailenin süper yengesi annem tüm bunlar olurken kimseyle iki cümleden fazla diyalog kurmaz. Tüm bu hiyerarşik ve bir o kadar da sağlam düzeni öyle görünmez, öyle çaktırmadan bir şekilde kurar ki kendisi dahi düğün dernek bittiğinde neden o kadar yorulduğunu anlayamaz. Aylardır ‘ay şu düğün olsa da bi’ güzel oynasak’ şeklinde hayallar kuran, düğünde gözüne özellikle karşı taraftan eş adayı kestirmek için aylarca süzülme-süzgün bakma ve elbette elbise provaları yapan, bekar kız ve erkek yeğenlerini söylemesi ayıp hizmetçi gibi çalıştırır ama herşey bitip de başlı kıçlı yatmak üzere, sülelecek eve dönüldüğünde kendisine ‘ ayy teyze, ben hiç bişi anlamadım, ya hizmetçi gibi çalıştırdın bizi’ diye söylenen ‘eleman’larına “şşşş sus bakim! Biz düğün sahibiyiz, insanın kendi düğününde iş yapması hizmetçilik midir.cık cık cık” şeklinde bi’ güzel çemkirir. E tabi bu kadar betlikten sonra biraz da bir sonraki macera için askerlerini diri tutmak zorunda olan bir komutan bilinciyle, yatıya kalınacak evin salonunda toplanmış yeğenler topluluğuna sabaha kadar sürecek bir dedikodu faslı başlatılır. Bi’ kere o kadar telaşın içinde bırak giyilen elbiseyi hangi teyze-abla-yengenin ne renk ruj sürdüğüne kadar hatırlaması anlaşılacak gibi değildir. En gencinden yaşlısına özellikle de karşı tarafın akrabalarına ‘rüküş, görmemiş, ayyaş, soytarı…’ gibisinden bilumum laflar giydirilerek sabaha doğru uyunduğunda artık bütün gün ‘hizmetçi’ gibi çalıştırılmış herkesin gönlü annem tarafından tek tek alınmış hatta bir sonraki düğün için süper motive edilmiş durumdadır. Valla o kadar anlattım, anlatırken bir kez daha anladım ki Pink Floyd Türkiye’ye gelse annem o konseri bile en iyi şekilde organize edecek tek insandır. Ahmet San kimmiş, annem ona çocukları bile emanet etmez, anca mutfağa sokar da bulaşık falan yıkattırır.

in your house i long to be...

Like a stone ne de güzel şarkı, göt Chris ne de içli içli söylemiş, yaradanına gurban olduğumun seattle’ı ye ye bitmedi kaç senedir memleketin ekmeği! Gel gör ki her anlamda belkide dünyanın en verimsiz ülkesine düştüğümden olsa gerek içinde herhangi farklı bir şey olan herşey buyursun bize de gelsin tarzında takılıyorum bu aralar.

Yeni bi’ eve taşındık...

Buraya gelmeden düşünmüştüm, yeni eve gidersek eğer sokaktan kedi-köpek enciği bişi bulurum da yanımda bana arkadaşlık eder takılırız diye; ama bu evde uyuduğum ilk gece anladım ki kedi köpek cinsi bu evde yaşamaz, yaşayamaz!


Allahım bir ev bu kadar soğuk olabilir mi ya? Bir de haftaiçi sktiminin okulu yüzünden sabahın altısında kalkmak zorundayım! Günün en soğuk saati ve şu sıralar da bu memelekette kışın en ayaz geçtiği dönemi!
Yaa öyle soğuk ki sabahları uyanınca, o gün giymek üzere hazırladığım herşeyi yatakta giyiyorum. Yataktan çıkınca montumu alıp yüzümü yıkamaya öyle gidiyorum. Üzerinde kocaman kışlık montla yüz yıkamak dahası diş fırçalamak ne zor bi’şeymiş anlatamam.
İşin en tuhaf kısmı; bu memlekette doğalgaz falan öyle şeyler yok, o zaman kur sobayı at odunu di mi? Yok burda öyle şeyler! Hiçbir evde baca tesisatı diye bir şey yok ki sobayı nereye kurcan da afedersin boruyu nereye sokcan???
Neyse bu soğuk ev mevzusu gerçekten çok can sıkıcı bi’ durum. Zaten yapı itibariyle kış mevsiminden nefret eden bi’ kişiyim. “ Sıccak çok sıcak, daha da sıcak olacak! ” şeklinde devam eden bir şarkıyı ‘ooh oh inşallah’ diye temennilerle dinleyen birisi olarak soğuk-kar-kış gibi olaylar beni tamamen bozuyo’. Hatta o kadar ki; yüz tane ülke dolaşmış bin tane ödül almış o meşhur ‘UZAK’ filmini ağustos sıcağında izlememe rağmen, kış geliyo’ anacım korkusuyla kışlıkları çıkartmaya koşmuşluğum vardır. N’apalım yaradılışım böyle. Bi’ kere hem yazın ortasında doğmuşum hem de annem abimi de beni de daha küçüklükten öyle kalın şeyler giydirerek büyütmüş ki bohça gibi sarınarak geçen çocukluk sonrası zaten başka türlü olması beklenemez. Gerçi annemin geçen haziran ayında sadece bir akşamüstü sırtı üşüdüğü için
“ ay vallahi kış geldi ” demesinden belli ki bizim genlerde mevsim mevhumu biraz karışık! Abim coğrafyacı diye belki bi’ ara umutlanmışımdır zamanında ama o hepten tuhaf bi’ kişi sevgili okur. Zaman olur ki misal bir hafta evden çıkmamışlığım hatta balkona afedersin götümü olsun çıkarmamışlığım vardır ki öyle dünyayla kopuk günlerimde kendileri giyinir süslenir tam dışarı çıkacakken tepemde dikilir ve “ canım ya hava nasıl bunu giysem üşür müyüm” der! E be dingil daha dün ve ondan önceki hergün sokak sokak gezen ben miydim acep? Ne bileyim üşür müsün terler misin? 


Babam desen o da değişik bi insan, hayır yani anladım ki biz meteorolojiyle alakası olmayan bir aile olduğumuz kadar tıptan da uzağız, babama bi’ gün “ baba senin ayağın kokuyo galiba ” dedim (ki galiba falan değil buram buram kokuyodu da ben ayıp olmasın, biraz daha kibar belirteyim diye öyle dedim) ama kendisi sağolsun süper bi açıklamayla beni mestetti:


“ yok ya bende romatizma var,kokmaz! ”
ben hayatımda böyle saçma şey duymadım sevgili okur, bu ne demek inan o gün bugün hala anlamaya çalışıyorum!
İşte öyle değişik bi aileden geldiğim için ben artık neden böyle olduğumu anladım! Suçum kabahatim yok! Anne desen bi tuhaf, baba desen acayip diğer abi kişisi zaten anlaşılacak gibi değil! Ben bu başımı alıp nerelere gideyim bilemedim yemin ederim!

öfff pöfff...

Bu okul işleri yemin ederim tamamen saçmalık! Matematikle biyolojiyle benim ne alakam olur sevgili okur? gelecek sene de bi güzel genel kimya kitliyceklermiş bana! Ohhh ohh oh! Şu sıralar bana giren çıkanın haddi hesabı kalmadı valla. Koskoca öss skinde 7 mat sorusuyla 313 almış insanım daha bana bu eziyet nedir anlamadım ama ‘yapcaz artık mecbur’ diye diye kandırıyorum kendimi! Zaten bu okuma işi gerçekten çok saçma! Hergün bi’ yere adımı yazıp imza attığımı hiç hatırlamıyorum son bir seneye kadar! 


Ben ne güzel takılıyo’dum; hatta bi’ içerdim ne isim kalırdı bende ne cisim! Gel gör ki bu okul derdine düştüm düşeli böyle bi haller oldu bana sevgili okur! İçeyim diyorum içemiyorum! Neden içemiyorum çünkü ya ertesi ya onun ertesi yine biri bana ya bi form, ya yoklama kağıdı ya muhaceret belgesi ya pasaport s.ki öff ne bileyim işte bişi uzatcak da dicek ‘imzala!’ sürekli bana birileri bi kağıtlar uzatıyo’ adımı yazayıp imza çakayım diye! Hayır bi’ de kimisine yazmak da yetmiyo’ neymiş efenim bi’ de kodliycakmişim! Sen git ananınkini kodlat .mcık!

yetti lan okur! adımı yazmaktan gına geldi bana! Artık afakanlar basıyo’ bana biri kağıt uzatınca! Öff ya dur bak yine canım sıkıldı aklıma gelince!!!

alkollü anılar neye yarar?



Buraya geldiğim günden beri sadece geçenlerdeki bayram tatilinin sabahlarından birinde yalnız hissettim kendimi. İstanbul’da olmak istedim. Evin içinde bir iki tur attım sonra yalandan odamı toplamaya falan çalıştım, bi’şeyleri ordan alıp oraya koydum, bi’ sigara yaktım biraz daha iyi hissettim sonra bi’ de orta kahve…Netekim kahveden sonra kendime geldim, özlemek falan geçti; ama esas sebebini bulunca çözdüm işi. Ben özellikle son iki senedir hiçbir şey yapmadan hiç böyle uzun süre durmadım ki! 

Basit bisiklet mantığı işte: pedal çevir,durursan illaki ya düşersin ya da indirmek zorunda kalırsın yerden kesilmiş ayaklarını. Bu bayram tatili ve o tatilde sadece durmak… Aslında hergün hiç sevmediğim ev işleri falan yine doldurdu günlerimi ama yine de sıkıldım işte. Okulu özledim gibi gelmedi, hele her sabah altıda kalkma işini özlemem mümkün değil; ama insan bir sürü şeye zaten farketmeden alışıyor, onu iyi biliyorum artık. İstanbul’da olmak da alışkanlık hem. Hatta şimdi yazarken yine aklıma geldi, şimdi özlediğim o istanbul’dan nasıl arkama bakmadan kaçtığım… 


Herkes bi’ tuhaf, herkesle artık tamamen gereksiz bulduğum saçmasapan bir samimiyet. Çocukluğumdan beri bizde olan bi’ kitap var. kimsenin okuduğunu görmediğim, ne abimin ne babamın favorisi, ne de benim okumaya karar verip de elimi uzattığım: Jack London ‘alkollü anılar’. Öyle istanbul anıları işte, yarısı alkollü, diğer yarının yarısı ayık ve kötü, kalan yarısı illaki sonu kötü bitmiş bi’ takım saçma anılar. Anı işte bi s.ke yaramayan saçmalıklar silsilesi. Yaşandı bitti, fazla takılmayalım arkadaşım bu konulara. Ama tüm hayatın onlar üzerine kurulu olduğu gibi de tuhaf bir anlayış. Oysa ki değil! ben çözdüm. Rüya görmeye yarıyor sadece, rüya denen de zaten ayrı saçmalık. Bugüne kadar çok çok güzel bir rüya görüp de yataktan periler gibi, havaya kucak açarak kalkmışlığım yoktur. Hep bi’ dert vardır ve ben başından sonuna tüm rüya boyunca onu çözmeye çalışırım. O anılar işte hepsinin sebebi. Sonuna kadar gitsen bile bir şeyler eksik kalıyor demek ki şu sktiminin hayatında.

E rüyalar da o işe yarıyor işte, amerika’nın türk askerine çuval geçirmesi sonrası türkün onurunun 35mm sayesinde sinemada kurtarılması gibi, biz de rüyada çözmeye çalışıyoruz kafaya geçen çuvalın içinde olan biteni. Bunun üzerine söylenecek daha iyi bir şey varsa onu da REM zamanında söylemiş zaten…
that was just a dream just a dream just a dream…

“ ben A yüzüyüm bir LP’nin ”

ayy annecimm bi’ zamandır görmekteyim ‘alp kırşan’ kod adıyla ortada dolaşan süpersonik bi’ şey var. ya allahım o nasıl bir şeydir öyle, insan mı desem; yoksa uzaylıların, kadın cinsini baştan çıkarıp dünyayı ele geçirmelerini sağlasın diye gönderdikleri bir ajan mı desem bilemedim ki ne desem?
Hadi herşeyi bırak, ‘adem evladı’ dedikleri böyle bir şeyse madem bizim hergün sokakta yanımızdan geçenler nedir allahaşkına yaa?
O nasıl bir süt, nasıl bir cillop şeydir öyle ya!
Tanıyanınız varsa bi’ ara bize de gelmesini söylerseniz valla insanlık namına süper bi’ kıyak olur!

Bi’ de aklıma gelmişken bir anımı paylaşayım, küçük iskender diye bi’ adam var hani, yazar kişi. Neyse, yıllar önce ona misafirliğe gitmiştim. O zaman Alp diye bi’ çocuğa aşıktı o da. Salonunun duvarında kendi el yazısıyla yazılmış bi’şey vardı:

“ ben A yüzüyüm bir LP’nin ”

hayvani içgüdüyü edepleyip edebi hale getirmek herkesin başarabileceği bir şey değil! Şairleri seviyorum!
(ama alp’i daha çok ;) )

kaynağına baccam girsin

Son iki haftadır ödev yapmaktan imanım gevredi. Hele şu hocaların ‘ kaynaklardan direkt alıntı yapmayın, kendi düşüncelerinizi de belirtin demesi yok mu! ’

ah be hocam belirteyim iyi diyo’sun güzel diyosun da, ödevin son teslim tarihinden sonraki bir hafta içerisinde zaten finaller başlıyo’. Sende de var en az ihtimalle bi’ 100 öğrenci! Sen hangi ara o ödevlerin hepsini okuyacaksın da ne kadar yorum yapıp yapamadığımıza göre hangi ara not vereceksin? Yalan dolan olaylar işte! Zaten hocalardan birinin ödevi verdiği derse girmemiştim, ertesi gün sınıftan kızın birini çevirip neymiş ödevin konusu diye sordum. Kız da söyledi konuyu; ama sonra zihnimin meşhur dehlizlerinde yankılanan şu mükemmel bilgiyle de devam etti:

“ ammmaan boşver ödevi, kapağı yap internetten de bişiler indir yeter! Geçen sene çocuğun bi’ tanesi nasılsa hoca okumuyo’ diye araya yemek tarifi kaktırmış, adam da vermiş 10 (yani tam puan!!!)’u geçmiş! S..et okumuyo işte, ne uğraşcan ödevle falan… ”

Ve ben bu bilgiye rağmen, kahresin ki tipimden beklenmeyecek kaar sorumluluk sahibi bi’ kişi olduğumdan 35 sayfalık hatta epey de sağlam potansiyelli bi’ ödev yaptım geçen hafta boyunca.
Ve buna rağmen o 10 puanı alamazsam, gelecek dönem aynı hocanın dersine kafama huni takıp girmeyi düşünüyorum!

az geyik yapayım

Bulunduğum, ismi lazım değil ülkede lucky strike yok. Eskiden vardı ama artık gelmiyormuş, çok aradım ama duty freeler dışında bi’ yerde bulamadım. Üzgün ve süzgünüm, bu lanet memlekette güzel olan nadir şeylerden biriydi Lucky. Artık o da yok! Türkiye’de tahtakale-eminönü civarında denk geliyo’dum ara sıra ama onlar da kaçak vesaire çıkıyo’du genellikle. Buraya gelirken ne de sevinmiştim caanım zıkkımıma kavuşcam diye! Neyse, can sıkıcı!

Bu arada Lucky’nin diğer herhangi sigaralara göre çok da enteresan bi’ hikayesi var. Kaynak gösteremem, belki de sadece şehir efsanesidir ancak rivayet olur ki Lucky’lerin üretildiği fabrikada bir işçi grevi olur, greve giden işçilerin işlemeyi reddettiği tütün balyaları bu yüzden uzun süre güneş altında kalır. Grev bitip de eldeki tütün işlenince ortaya tadı bambaşka ve nefis olan yeni bir sigara çıkar.
Kapitalizm işte! Boş durur mu? Bu ‘ Şanslı Grev ’i hemen değerlendirir ve yeni tütün, yeni bir isimle yani Lucky Strike ismiyle piyasaya sürülür. Bu arada tadını, hatta hikayesini geçtim, üzerinize afiyet az biraz anlarım bu tasarım işlerinden ve Lucky paket tasarımıyla da şahane bir objedir. Seviyorum onu ben:
“ LUCKY STRIKE – it’s toasted ”
:)

gates of babylon diye diye nicesine sarıldım

Bu haftanın başından beri sürekli gates of babylon dinledim. Yılların şarkısı, yıllardır da müzik dosyalarımın arasında durur, niye bu hafta taktım bilmiyorum. Ama vardır herhalde bi’ sebebi, çıkar kokusu yakında. Bu zihnin dehlizlerinde herşeyin bir sebebi var onu biliyorum en azından! Du’ bakalım…

gilmore girls bitmesin!

cnbc-e de tanıdığı olan varsa insanlık namına iletsin lütfen, yau her dizinin tekrarını verdiler gilmore girls’ün adı bile geçmiyo’ bi yerde. O kasabayı seviyorum ben bi’ kere tamam mı, iyi geliyo’ bana. Hem kızları da özledim. Versinler bi’ daha en baştan, bak çok rica ediyorum.

İlk aşkım udi olmuş!

Hem de trt sanatçısı bir udi! 


ilkokul dörde giderken aşık olmuştum ben bu deliye. O zamanlar ut demek coşkun sabah demekti. Valla o yaşta bana ‘ aha bu aşık olduğun oğlan büyüyünce coşkun sabah olcak ’ deselerdi kesin bi’ soğurdum kendisinden ama bilemedik işte. Keşke udi olcağına rakçı olsaydı. Tüh! Na bu yandaki de oricınıl fotosu, ay annecim yazık çocuğa burda böle aniden kendini görse falan ne ürker... 


ürkme maralım, ürkme yaralı ceylanım benden sana zarar gelmez, bundan sonra sen benim namusumsun...

üzerine konuşmadğım bok kalmasın da noolursa olsun

Valla bazen diyorum ki acaba repçi ceza mı daha iyi yoksa sagopa mı? Çok bildiğim bişi de değil bu rep işleri, ben aslında en son cartel diye bişi vardı onda kaldım ama göz var kulak var, öğreniyoruz işte üç beş bi’şey ordan burdan! Ceza kardeşim biraz daha politik mesajcı sanırım, sagopa kişisi ise biraz korkutmakla beraber gerçek bir ruh hastası gibi geliyo’ bana ( çok önemli açıklama: yazar burada ‘ruh hastası’ diyerek iyi bi’şey demek istemektedir! )
Neyse efenim henüz karar veremedim, bi’gün karar verirsem anında gelir söylerim valla sözümü de katiyen esirgemem!



edit: bu yazıyı yazmamın üzerinden neredeyse 2 sene geçti hala karar veremedim. aslında unuttum ben bunu düşündüğümü bile.

rüya görmek de yaramıo bana yemin ederim!

geçen kıştı sanırım, bi’ akşam ertesi gün önemli bi’ sınavım var diye, çingiller dolusu kahveye kahve ekledim ders çalıştım. tam ‘bu kadar yeter’ deyip kendimi uykuya verecekken kahveler sağ olsun uykumu haddinden fazlasıyla kaçırtmış olacak, uyku tutmadı bu sefer de. neyse ‘ televizyon en iyi ilaç ’ dedim aldım bi battaniye uzandım karşısına. e gecenin o vakti ne olacak, anca dizi tekrarları olur! 

şansıma bunca yıllık hayatımda hiçbir bölümünü kaçırmadan izlediğim tek türk dizisi ‘hırsız polis’ çıktı. seyrederken uyuyakalmışım öyle üçlü koltukta. sabah saatin sesiyle uyandım, aklımda bi’ tuhaflık, üzerimde garip bir sanki boyut değiştirmişim hali. 

ne olduğunu anlayamadan mutfağa gittim bi’ su aldım, döndüm salona elim sigaraya uzandığında rüyamda timuçin esen’le aşk yaşadığımı anladım. ama nasıl bir aşk! yau o kadar manitam oldu, ne aşklar yaşadım ama; o sabah, tam o an timuçinesen’le yaşadığımı hissettiğim şeyi ben ne daha öncesinde yaşadım ne de o günden bugüne… her neyse sınavım var ya, hazırlanmaya başladım dışarı çıkmak için. 



yahu içimde tuhaf bi’ şey, allahım sanki birazdan kapı çalacak da timuçin (e olsun o kadar samimiyetimiz!) gelip ‘ hadi hayatım hazırsan gidelim’ diyecek. off neyse kıssadan hisse, bu rüyada tanımadığın birini görüp de ona aşık olma mevzusu gerçekten yaşamayana anlatması mümkün bir şey değil katiyen. itiraf edemediklerinden mi bilmiyorum ama erkek kimselerin başına geldiğini duymadım ama kızlar bunu hayatlarında en az bir kez yaşıyor sanırım. hangi kız arkadaşıma söylediysem “ ayy efet ya ben de bi’gün aynen bööle bilmemkime aşık uyandım, ayy çok fenaaa oluyooo insan yhaaa” dedi. o gün allahtan yolda falan karşılaşmadım timuçesenle. valla o ruh halini bilen anlar anca ama kesin gider hesap sorar bi’ de utanmadan üste çıkar : “ oo timuçin beeeyy, valla dün gece hiç böyle demiyodun amaaa! aaaa! ” diye rezil rüsva ederdim kendimi. öfff biz kızlar toptan deliyiz!



edit: kızlara deli diyorum ama yok yok,  erkekler de normal değil. on senedir yüzümü göstermediğim eski manitaya okuttum yazılarımı. o kadar yazı içinden bi buna yorum yaptı yahu! sıçmışım hırsız polis mazisinin içine. (beraber izlerdik) ben diyorum leb o anlıyo fındık, bu ne be bu nee!

şöhret bizi bozar!

Acaba şöhretli bir kişi olsam nasıl olurdu?


Off düşünmesi bile çok fena! bi’ kere ilk aklıma gelen elbette televoleler ve elbette meşhur bar çıkışı sahnesi! Bi’ kere benim içki içme maksatlı girdiğim bir bardan ayık çıktığım pek görülmüş şey değildir. Hatta çoğu kez bi’ kahve içeyim sonra kaçayım dediğim zamanlarda bile harbi zom olmuşluğum, sokaklara kusmuşluğum vardır ki netekim bu durumda bir teoman bir nejat işler’in bile acımadan aazına sçan starmagazin ekibi kesin ne orospuluğumu bırakır ne alkolikliğimi!

Hayır yani mesela millet gidiyo’ hayal kahvesine takılıyo’ efendi gibi. Hatta kapıdan ayık çıkmayı da başarıyo’ ona rağmen madara ediyo’lar adamları, ben ayık kalmayı bırak bi’de ufak çaplı bi’ kavga çıkarmamın akabinde hayal kahvesi’nden atılmış kişiyim! Düşünemiyorum bile.
‘ünlü star Sonik'i hiç böyle görmediniz’ başlıklı habire durup dönen vtr ski sonrasında annem arayıp bak adana’da teyzenler çok kızmışlar, enişten küplere binmiş diyo’, sonra teyzemlerin annemi, annemin abimi fiştiklemesi sonrası babam olaya el atıyo’ ‘kızım içer de kusar da sana noluyo kadın’ şeklinde bir atakla fırsat bu fırsat deyip annemi arıyo’, olaydan günler sonra bana uzatılan mikrofona menejerim Koko 'arkadaşlar olaylar abartıldığı gibi değil’ diyerek daha da saçma bir açıklama getiriyo’…off off offf… gerçekten çok saçma olurmuş bu durum.
Gerçi nice nice şöhretler var böyle şeyler gelmiyo’ onların başına ama ben şovbiznısta bişi olcaksam kesin ‘star’ olmayı kafayı koyacağımdan böyle skandllar yaşamam gerekir! Sonuçta maykıl gibi çoluk çocukla adım çıkacağına barda bulduğum bi manitayı kırmızı yuvarlak arasına alıp “işte Soniğin yeni tokmakçısı” desinler o bile daha iyi. Gerçi arada ‘bak ben şöhretim, kasetim milyon sattı gel bakim sen şööle yamacıma’ falan diyerek epey cillop da düşürürüm gibi geliyor ama yok yok aman almayayım şimdi dertsiz başıma dert. Ben ne güzel konserlere arka kapıdan beleş giriyorum, icabında delikanlı gibi bardan meyhaneden de atılıyorum, olmadı bi konteynır bulup arkasına işiyorum kusuyorum falan…
Yok abicim yok şöhret bizi bozar!

sabah sinirinin akşama kadar geçmemesi...


Bugün cumaymış ve bilgisayarın ekranı saat tam 21:00 diyo’ bana. okul yoktu bugün ona güvenip dün gece 4te yattım ama sabah sabah üstüme dadanan karasinek şerefsizi yüzünden 9da kalktım. vızzzvızzz bok var .mcık başımda dolanıo’ !
hayır yani sivrisinek de değilsin ki kanımı emesin bi yararım dokunsun, ne başıma kıçıma konuon göt. neyse harbi sinirlendim bu arada. kalktım, offf allahım ne skime o kadar sigara içtisem içtiğim tüm izmaritler sanki ciğerimden ağzıma kadar içimde gibi hissettim uyuz oldum kendime. dedim "bok iç sen daa geber git de rahatla" yüzümü yıkadım kar etmedi su içtim kar etmedi biraz hareket ettim bi türk kahvesi yaptım oturdum. hah elim hemen yine sigaraya uzandı. E be salak zaten ağzından götünün deliğine kadar için izmarit dolusun, derin bi nefes alıp versem kesin akşamdan kalma bi duman yığını çıkcak içimden ama bu sefer de kendime öyle sinirlendim ki sinirimden yaktım. skcem bu muhabbeti de, tavuk yumurtadan yumurta tavuktan hikayesi. neyse o da zehir zıkkım oldu zaten, kahve de iğrenç olmuş bi de yaptıktan sonra az bi gurur bile duymuştum vaayy köpüklü oldu falan die ama yok bugün bi türlü anlaşamicam ben bu bedenle!

babam sağolsun!

odamdayım babamın yaptığı gece lambası öyle güzel ki, bu ışıkta insan yemek de yer süper, şahane sevişir ders de çalışırsın uyursun da. öyle güzel bi ışık. hem rengi güzel hem yaydığı atmosfer. bi kaç sene önceki gelişlerimden birinde yapmıştı bunu bana. kocaman bi şarap testisi ama camdan ve gerçekten kocaman. üzerine de hani o 70lerde kullanılan avize başlıkları vardır bombik bombik, kenarlarından püsküller sarkar; ondan koydu, al işte sana lamba oldu. ikisi de eski çok, ikisi de u’rumdan kalma ama şu an onunla yaşadığım aşkı anlatamam! babam sağolsun!

bir damla gözyaşı

Bugün, gözümden akan bir damla gözyaşıyla başladı. Ama fallarda çıkar ya ‘temiz gözyaşın var’ derler hani, o klasmanda bir şey o da. Sigarayı bırakırsın vücudun içindeki zehri atmaya uğraşır bir süre, korkulacak bir şey yoktur, doğru yoldasındır, yola devamdır…

Eski blog hacklendi!

ya da bilmiyorum,kafam karışık işte! hem böyle söylemek daha bi havalı.uzun zamandır yazmamıştım, ne hangi adresle kaydolduğumu hatırlıyorum ne şifreyi! yapacak bişi yok! bütün yazıları buraya almak bile daha kolay şimdi bunu düşünmekten. 
bi ara tekrar yeni şeyler yazmaya devam etcem tabi ama öncelikle kayıt kuyut ayar mayar işlerini halledim... neyse işte! hoşbulduk!

Follow this blog with bloglovin

Follow on Bloglovin
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...